Doksanlı Yılların Kürt Çocukları Anlatıyor: “Bildiğin Gibi Değil”

Temmuz 22, 2011

Kitapta altı çizilecek sayısız bölüm var, ben burada çok az bir kısmını alıntılayabildim. Siz kitabı edinip okumaya bakın. Kaçırmayın…

Aznavurê, Erkek, 31, Nusaybin

(…)Bakırköy’de Ferdi Bey vardı. İş arıyordum, restoranda bulaşıkçı aranıyor yazısını gördüm. İşe başladım orda, aynı gün öğle yemeğinde Ferdi Bey, Aznavurê nerelisin, diye sordu. Mardinliyim, dedim. Zaten Doğulu olduğumuz şivemizden anlaşılıyor. Hadi ya, Teksaslı mısın, dedi. Baban ne iş yapıyor, dedi. Şeriftir, dedim.(..)

(…)Devlet şu şekilde güzelleşti diyebiliriz. Bana geçmişimi veremez ama çocuklarıma geleceklerini verebilir. Hâlâ bazı şeyleri kurtarma şansına sahip olduğumuza inanıyorum.(…)

Aşî, Erkek, 41, Kozluk

(…)Aslında karşı taraf ne bizi anlıyor, ne de kendini anlayabiliyor. Vahşeti yakılmaları yıkılmaları biz gördük, ama onların fikri düzeyde yaklaşımları çok daha sakat. Bazı aydınlar hariç Batı’daki komünist, solcu aydınların buradaki insanları anladığına inanmıyorum. Dünyanın neresinde olursanız olun, zulmeden tarafın aydınları var, onlar her zaman zulme uğrayan insanların yanında yer alırdı, ama Türkiye’de bu yapılmadı. Ülkenin solcuları bile bu sorunun adını koymaktan uzak kaldı. Bu nedenle İslami alanın, solcu alanın aydınlarının bu soruna yaklaşımlarını samimi görmüyorum. Bizler sürekli öldük ama onların da sürekli çocukları öldü. Bu ölümler bile onları harekete geçirmedi.(…)

Nuvin, Kadın, 27, Cizre

(…)Barış olursa kardeşlerimi, annemi babamı görürüm, onlara kavuşurum. Bundan daha insani ne olabilir ki?

Fîrdews, Kadın, 31, Çukurca

(…)Aslında bazen düşünüyorum da babam iyi ki öldü de kurtuldu. Çünkü her gece, her gece evimize baskın yapılıyordu, babamı sürekli göz altına alıyorlardı. Babam günlerce işkence görüyordu, bazen bir gün tutuluyordu, bazen on gün tutuluyordu. Serbest bırakılıp eve geliyordu perişan halde, bırakıldığı günün akşamı yine ev basılıyordu, yine götürülüyordu. Öldürülmeden önce hep böyleydi halimiz…(…)

(…)Aslında anlatmak istediğim çok şey var, ama kusura bakmayın korkuyorum, çocuklarım var, kocam var. Onlara bir şey olmasından korktuğum için konuşamıyorum. Burası küçük bir yer, başımıza her an her şey gelebilir. Çevreden değil, devletten korkuyorum, o yüzden konuşamıyorum.(…)

Gırê Colya, Erkek, 31, Şırnak

(…)Kardeş diyoruz. Biz de kardeş diyoruz. Kardeş dediğin kişiye nasıl el uzatmıyorsun? Kardeş dediğin kişiyi nasıl alıp götürüyorsun? Düşün yani bir kişinin değil, belki tamam benim babam bir kişiydi gitti. Arkasında kaç kişiyi bıraktı? 30.000 kişi diyoruz. Peki 30.000 kişiyle kaç kişi perişan oldu? Kaç kişi kötü yollara itildi? Bunları da göz önünde bulunduralım.(…)

Stililê, Kadın, 32, Midyat

(…)Büyüdüğüm zaman, on sekiz yaşına geldiğim zaman kazanacağım ilk parayla silah alıp intikam almak istiyordum. Başka bir düşüncem yoktu. Hayalim buydu hep. Bu duygu birinci sınıfta yoktu dördüncü veya beşinci sınıfta oluşmaya başladı. (…)

(…)Bakıyorsun sen bir kadınsın, söz hakkın yok. Bakıyorsun insan yerine konmuyorsun. Gittiğin her yerde kendi dilin yasak. Gidiyorsun hükümet konağına, Türkçe bilsen işlerin oluyor. Benim annem hiç Türkçe bilmiyor, konuşamaz da bundan sonra. Annemin kimliği yoktu ve gittiğimizde kimlik vermek için annemin Türkçe konuşmasını istediler.(…)

Xêzek, Erkek, 31, Çukurca

(…)Ayhan abim dağa gitmeden önce cezaevindeydi. Lisede okurken tutuklandı. Yedi sene Muş Cezaevi’nde yattı, sonra serbest kalır kalmaz, burda üç gün bile kalmadan gerillaya çıkış yaptı. Cezaevindeyken işkenceden dolayı sağ gözünü kaybetmişti. Bir ayağı da sakattı, işkencede ayağını kırmışlar ve o halde dağa gitti.(…)

(…)Bana yapılanları ne unuturum ne de affederim. Bana işkence yapan insanı nasıl affedebilirim ki? Hâlâ rüyalarımda işkence günlerimi, çatışmaları görüyorum. Daha iki gün önce rüyamda, işkence görmemek için kendimi bir uçurumdan aşağı bıraktığımı gördüm. Unutamıyorum ki affedeyim.(…)

Bézvan, Erkek, 31, Çukurca

(…)Keşke babam burada olsaydı da sarılsaydım demedim hiç. Basit bir olay için canını vermedi, bir halk için mücadele etti ve öldü. Onların sayesinde biz bugünlere geldik. En azından rahatlıkla artık Kürtçe konuşabiliyoruz. Televizyon açtırdık. Her ne kadar devlet yapılanması olsa da bu bir kazanımdır ve onların verdiği mücadele sonucunda kazanılmış bir haktır. Birilerine göre terörist olabilir, ama benim için gurur duyulacak bir babadır.(…)

Wanbetan, Kadın, 34, Erciş

(…)Daha devlet kelimesini tanımıyorlar. Sadece Zilan İsyanı’ndan tanıyorlar. Bu yüzden ben çok iyi hatırlıyorum, köyümüzde Mele Nedra Amca vardı. Mele Nedra Amca ölene kadar hiç şehre inmedi. Çünkü Zilan İsyanı’ndan kurtulmuş Kürt çocuklarından biriydi.(…)

(…)Benim eşim böyle biri değil. Mümkün değil. O kadar durgun, o kadar sakin bir insan ki, alakası yok. Aykırı. Beni de zaten ona bağlayan buydu. Benim aşırı hareketliliğim, onun da durgunluğuydu. Onda dinleniyordum. Beni çeken buydu.(…)

(…)Biri diyor ki babası daha konuşmadı mı? Babasını konuşturmak için küçücük kıza gözünün önünde tecavüz etmişler.

Böyle bir ülke var mıydı, bilmiyorduk. Biz dünyanın neresindeydik? Bana olsa bunu kavrıyorum. Ama kavramıyordu Hazal bunu. Biz neyiz, dünyanın neresindeyiz? Bu ülkenin insanları bizi niye görmüyor? Burada bu kadar kan akarken, bu kadar insan ölürken, bu küçücük çocuk bunları yaşarken bu ülkenin insanları niye duymuyor bizi?.. Bu çamur bir gün onlara da sıçrayacak. Bunu hissetmek çok kötü, ama bunu yapanlar aynısını yaşasınlar diye dua ettim.(…)

(…)Haberleri yokmuş. Nasıl yok? Buraya gelip bu işi yapanlar kendi çocukları. Gerillanın başını kesip, fotoğraf çektirip bunu albümde herkese gösteriyor kahramanlık diye. Bunu benim ablam bizzat yaşadı. Fotoğrafı övünerek göstermiş. Ablama gösteriyor. Ablam görür görmez orada kopuyor. Ayağını kestiği başın üstüne koymuş, fotoğraf çektirmiş. O anne demiyor mu, ya çocuğum nasıl kestin adamın başını, bu insanın suçu ne kime ne yaptı?(…)

(…)Bir sendika toplantımız vardı. Yanıma bir bayan oturdu. Van’dan gelmişsiniz, dedi. Evet, dedim. Sizin Türkçeyi kullanmanız çok düzgün. Siz Vanlı değilsiniz, dedi. Yok, ben Kürdüm, dedim. Emin misiniz, dedi. Kesinlikle, dedim. Siz Türk müsünüz, dedim. Evet, dedi. Emin misiniz, dedim. Ne demek, dedi. İşte dedim, bu demek.(…)

Şêyhan, Erkek, 35, Lice

(…)Hepimizi dışarı çıkarttılar, kapının önüne ve evimizi yaktılar. Gözlerimizin önünde, biz sekiz çocuk, anne ve baba gözlerimizin önünde evimizi yaktılar. İçinde hayvan vardı, eşyalar vardı, sadece insanları dışarıya çıkarttılar ve bütün evleri yaktılar, insanların hepsi çığlık çığlığa. Evimiz yandı gitti, sonrasında bize, gidin, nereye gidiyorsanız gidin, dediler.(…)

Gever, Erkek, 32, Yüksekova

(…)Aslında benim dilimde problem yok. Benim Kürtçemde hayatın her şeyi var. Kürtçe espri yapabiliyorum. Kürtçe gülebiliyorum. Kürtçe konuşabiliyorum. Kürtçe ağlayabiliyorum. Kürtçe haykırabiliyorum. Benim dilimin eksikliği yok. Niye birileri inatla Türkçeyi öğretiyor? Benim dilimin ne problemi var ki?(…)

Liyan, Kadın, 31, Şırnak

(…)Aslında anlatmak, konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki. Sadece ayrıntısına inemiyorum ya da çoğu şeyi unutmak istediğim için hatırlamak istemiyorum. İnsan, yaşadıkça unutuyor galiba… Unutmasa da bir kenarda saklı dursun, görünmesin istiyor.(…)

(…)Geçen yaz Bodrum’da arkadaşlarımla bir pansiyon tuttuk. O pansiyonda herkesin kimlik bilgileri girildikten sonra kimlikleri geri verildi, ama bizim Şırnaklı olduğumuzu öğrendikleri andan itibaren üç gün boyunca kimliklerimiz pansiyon sahibi kadının kasasında bekletildi. Şırnaklısın diye kimliğine dahi el konabiliyor, bunu görüyorsun.(…)

Gijal, Erkek, 34, Cizre

(…)Şimdi barış başkadır, affetmek başkadır. Yani mutlaka dünyanın neresinde olursa olsun yüzyıl sürmüş savaşların bile sonu barışladır. Bu anlamda tabii bunların bir daha tekrarlanmaması dileğiyle bunların bir daha ne Kürtlerin ne de başka bir toplumun başına gelmemesi dileğiyle bir barışın olması şarttır. Ama barış yapılırken de, barıştan sonraki süreçlerde de bu suçları araştıracak, bu suçları işleyenlerin, işletenlerin yargı önünde bağımsız yargı önüne çıkarılmasını sağlayacak unsurların olması gerekiyor. Ve Kürtleri bu azaptan kurtaracak bir yargının olması gerekiyor.(…)

(…)Ve hâlâ bunu yapanlar belki günde on defa bizim evimizin önünden elini kolunu sallayıp geçiyor. Bir soruşturma açmaya bile tenezzül edilmemiştir. Yani bu aslında sadece polis, askerdir. Türk yargısı affedilemez. Türk hükümeti de affedilemez. Türkiye’de bugüne kadar hükümet olmuş, suç sahibi olmuş hiç kimse affedilemez ve herkes payına düşen suçun cezasını çekmeli. Yargı bunları yargılayarak bağımsız ve tarafsız olduğunu ispat etmek zorundadır.(…)

Manis, Erkek, 36, Çukurca

(…)Niye gerçekler daha iyi anlatılmıyor? Benden daha güzel yapabilen, yaşayabilen güzel söyleyebilen, güzel yazabilen insanlar niye bunu yapamıyor?(…)

(…)Asıl bölücülük anadiline yasak koymak, insanı dilsiz lal etmek değil midir? İnsanların en insani temel hakları neden lütufmuş gibi sunulur ki?(…)

Bildiğin Gibi Değil, 90’larda Güneydooğu’da Çocuk Olmak, Rojin Canan Akın-Funda Danışman, Metis Kitap, Haziran 2011, İstanbul.

Kitap üzerine detaylı bir yazı için tıklayın.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: