In memoriam: Ömer Lütfi Akad (1916-2011)

Kasım 21, 2011

“…
― Hiç gelmemiştim buraya.
― Ben de. Nerelere gidip neler yapıyorsak bende hepsi ilk.
…”

Ömer Lütfi Akad’ın 1968 tarihli filmi Vesikalı Yarim’de Sabiha-Halil aşkının en güzel ilk günlerinde bir sahil lokantasında böyle bir muhabbet döner. Bana sorarsanız, aşkın en güzel tariflerindendir Halil’in yanıtı. Aşık olunca “nerelere gidip ne yapıyorsak bizde hepsi ilk” olur; her aşk kendi coğrafyasını yaratır.

Vesikalı Yarim filminden kırptığım aşağıdaki fragman bu aşk hikayesinde Sabiha’nın Halil’in evli olduğunu öğrenmesiyle başlayan kırılmanın en belirleyici anı; her aşk kırığı gibi tamiri müşkül.

Benim bu fragmanda önemsediğim iki nokta var: Birincisi yine coğrafyayla ilgili. Filmin coğrafyasıyla. Balıkpazarında başlıyor, Sabiha hışımla dönüp yürüyor, Halil de peşinden. Sonra Dolmabahçe Caddesi’nde, sarayın yanında yürürken görüyoruz onları. Ardından Fındıklı, Molla Çelebi Camii, arkada Hekimoğlu Ali Paşa Çeşmesi görünür. En son yine Pera; Tepebaşı, (Eski) Amerikan Konsolosluğu’nun yanındaki sokak. Tarlabaşı Bulvarı diye bir saçmalık yok elbet.

Hayli büyük, geniş bir daire çıkıyor ortaya. Bir sevgiliyi peşinden gidip yakalamak için çok uzun ve uzak bir güzergâh. Aklıma Nabokov’un Don Kişot’ta Cervantes eliyle yaratılan coğrafyanın reel coğrafyayla ne kadar çeliştiğinden bahseden denemesi geliyor. Don Kişot İber Yarımadası’nın tam ortasındaki La Mancha’dan şöyle haykırıyordu seyisine: “Güneye gidiyoruz Sanço, Barselona’ya!”

İkincisi de izleyeceğimiz bölümdeki tartışma sahnesinin Türkiye Sineması’nda oyunculukta ve diyalogda azıcık bile teklemeden kotarılmış en etkileyici (en estetize ama en gerçek) sahnelerinden, şahikalarından biri olduğu. İşin tuhafı, izlediğim bir programda (ya da belgeselde) filmin senaristi Safa Önal bu tartışma sahnesinin sonradan ek olarak çekildiğini ve diyalogları taksiyle sete giderken ve yine sette taksinin içinde yazdığını söylüyordu. Diyaloglara eyvallah desek bile bu diyalogları sette öğrenen oyuncuların sergilediği performansa diyecek söz bulamıyorum.

İzleyeceğimiz fragmandan yine aşka dair hatırlanası bir alıntıyla bitirelim:

“…
― Belki de sen bırakıp gidersin bir gün… Dükkanını, evini göreceğin gelir...
― Evim, dükkanım hep burda. Gidecek başka yerim yok. Dükkanım iki portakal sandığı. Evim senin yanında.
…”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: