Cervantes: Don Quijote ve Yeldeğirmenleri

Ocak 2, 2012

VIII. BÖLÜM

YİĞİT DON QUİJOTE’NİN O KORKUNÇ VE AKILALMAZ YELDEĞİRMENLERİ MACERASINDAKİ BÜYÜK BAŞARISI VE HATIRDA TUTMAYA DEĞER DAHA BAŞKA OLAYLAR

Tam bu sırada, vadide, otuz kırk yeldeğirmeni gördüler. Don Quijote, bunları görür görmez seyisine döndü ve dedi ki:

― Talih bize istediğimizden çok yardım ediyor; şu koskoca devleri görüyor musun, sevgili Sancho Panza? En azından otuz tane var. Onlarla savaşmak, hepsinin canını almak istiyorum. Elde ettiğimiz ganimetle zenginleşmeye başlarız: iyi bir savaş olur bu; ayrıca, böyle bir canavar soyunu yeryüzünden kaldırmak, Tanrı’ya hizmettir.

― Hangi devlerden söz ediyorsunuz? ―diye sordu Sancho.

― Şurada gördüğün, kimisi iki fersah uzunluğunda, koskocaman kollu devlerden canım.

― Dikkat edin, Senyor, bu gördükleriniz dev değil, yeldeğirmeni; kol sandıklarınızsa, rüzgârla dönen ve değirmen taşını çeviren kanatlardır.

Maceradan hiçbir şey anlamadığın belli oluyor ―diye karşılık verdi Don Quijote―, dev bunlar, korkuyorsan, ayak altından çekil; ben şu benzersiz ve korkunç kavgayı yaparken, sen de otur dua et.

Bunu dedikten sonra, saldıracağı şeylerin dev değil yeldeğirmeni olduğunu haykıran Sancho’ya kulak asmaksızın Rocinante’yi mahmuzladı; gözleri öylesine kararmıştı ki, Sancho’nun dediklerini duymuyor, yanıbaşlarına geldiği halde, değirmenleri göremiyordu.

― Kaçmayın korkak ve alçak yaratıklar ―diye bağırdı avazı çıktığı kadar― tek bir şövalyedir karşınızdaki.

Tam bu sırada hafif bir rüzgâr çıktı, kanatlar dönmeye başladı. Bunu gören Don Quijote bağırmaya devam etti:

― Dev Briareos gibi yüz tane kolunuz olsa da, cezanızı bulacaksınız.

Bunları söylerken, bu büyük tehlike karşısında ona yardım etmesi için kendini, bütün kalbiyle, yavuklusu Dulcinea’ya emanet etti; kalkanına sıkıca yapışıp mızrağını doğrulttu, Rocinante’yi dörtnala sürerek en yakın yeldeğirmenine saldırdı, mızrağını kanatlardan birine sapladı. Bu sırada rüzgâr öyle şiddetlendi ki, kanat mızrağı, onunla birlikte de atı ve şövalyeyi havaya kaldırdı; mızrak kırılınca, ikisi de tarlaların bir köşesine fırladılar. Sancho eşeğini dörtnala kaldırarak yardıma koştu, efendisini kıpırdamadan yatarken buldu; düşüş öylesine sert olmuştu.

― Hey ulu Tanrım, sen bana yardım et! ―diye bağırdı―, ah Senyor, ben size dikkatli olun, bunlar yeldeğirmeninden başka bir şey değil demedim mi? Bu sözümün doğruluğundan kuşkulanabilmek için asıl sizin kafanızda bir takım yeldeğirmenleri olmalı.

Sus Sancho, diye karşılık verdi Don Quijote―; savaş sanatı, bütün öteki sanatlardan zordur. Bana gelince, öyle sanıyorum ki ―ve bu sanım doğrudur― kitaplığımı ve kitaplarımı yürüten büyücü Freston, onları yenme şerefini elimden almak için devleri yeldeğirmeni biçimine soktu; böylesine düşmandır bana; ama önünde sonunda, kötü büyüleri kılıcımın önünde boyun eğecektir.

― Amin! ―diye tamamladı Sancho.

Sonra efendisinin kalkmasına yardım etti, Rocinante’nin sırtına oturttu; hayvanın sırtı yarı yarıya soyulmuştu: başlarına gelen macerayı konuşarak Puerto Lapice’ye doğru yollandılar; Don Qujote, böyle kalabalık bir yerde bir sürü ve değişik macerayla karşılaşmamanın imkânsız olduğunu söylüyordu.

(…)

Don Quijote, Cervantes, Birinci Cilt, Çeviren: Bertan Onaran, Sosyal Yayınları, Üçüncü Baskı, Mayıs 1992, İstanbul. Sf. 66-70. (Boldlar bana ait).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: