Dağdakiler: Kürtçe-Türkçe Meselesi

Ocak 30, 2012

Bugün Milliyet’te yazan Kadri Gürsel, bundan 17 yıl önce bir Fransız haber ajansının muhabiriyken 31 Mart 1995 gecesi foto muhabir Fatih Sarıbaş’la beraber Nusaybin yakınlarında PKK gerillaları tarafından alıkonulmuş, yaklaşık bir ay boyunca Bagok’la Gabar arasında gerillalarla birlikte yaşamış ve tam 26 gün sonra Şırnak’ın Kumçatı beldesi yakınlarında serbest bırakılmıştı. Yaşadıklarını kaleme aldığı kitaptan Türkçe – Kürtçe meselesinin 17 yıl evvelki haline dair kısa bir bölüm okuyacaksınız. Boldlar bana ait.

“(…)

Türkçe’yi iyi konuşmak meziyet oluyor; ancak aralarında hep Kürtçe konuşuyorlar. Ana dillerini konuşmayı tercih ediyorlar. Bu bence siyasi bir tercih. Yoksa, Türkçe bilmediklerinden değil.

Sadece bir defa, Cehennem Deresi’nde, Turizm ve Otelcilik’ten terk Hüseyin bir arkadaşına Türkçe seslenmişti; “Şutiğini niye bağlamıyorsun?” diye… Belki birkaç kelime daha, hepsi o kadar.

Türkçe’yi iyi konuşmak bir meziyet, ama konuşmamak da öyle!

Güneydoğu’nun kentlerinde kimse bana “Kürtçe bilmiyor musun?” diye sormadı. Bir Türk’ten Kürtçe öğrenmesini bekleyen yoktu ki… Alışılmış durum, ana dili Kürtçe olan insanların Türkler’le iletişim kurabilmek için Türkçe öğrenmeleriydi, tersi değil… Ama Gabar’daki grupla daha ilk karşılaşmamızda kadınlardan birkaçı bizi getiren Munzur’a Kürtçe sordular, “Bunlar Kürtçe biliyor mu?” diye…

Bagok’ta da benzer bir soruyla karşılaşmıştık, şaka yollu olsa da… “Kürtçe bilmiyoruz,” dediğimizde, “Aa! Niye bilmiyorsunuz? Öğrensenize!” demişlerdi.

Bir Türk’ün Kürtçe öğrenmesi, Diyarbakır’da akla dahi getirilmezken, dağdakiler pekâlâ bunu düşünebiliyorlar.

Türkçe’yi küçümseyenlere de rastladım.

Hacı, dağda karşılaştığım Suriyeli Kürtler’den biriydi. Otuzlarında, sağlam yapılı, şen bir adam. Gabar’da takım komutanı. Karker’in yanından pek ayrılmadığı için daha ilk günden konuşma imkânımız oldu. Hacı, Türkçe öğrenmeye merak salmış ama olmamış… Dağdaki o kadar işin arasına bir de Türkçe’yi sıkıştıramamış… Gelgelelim, derdini yarım yamalak anlatacak kadar kapmış Türkçe’yi…

Ona göre Türkçe, Arapça, Farsça ve Kürtçe’nin karışımından oluşan bir dilmiş. Biraz öğrenince bu sonuca varmış…

Diğer taraftan iş yazıya geldi mi, bunu Türkçe yapıyorlar. Örgüt içi yazışmalar Türkçe… Türkiye Kürtleri’nin Kürtçe yazmayı öğrenmemiş olmasından doğan bir zorunluluk…

(…)”

Dağdakiler, Bagok’tan Gabar’a 26 Gün, Kadri Gürsel, Metis Yayınları, Siyahbeyaz dizisi, İkinci Basım, Temmmuz 1996, İstanbul. Sf. 94-95.



Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: