80’lerde Lubunya Olmak

Şubat 29, 2012

Pedofili: “Ben 9 yaşındaydım, ben de arzu ettim, zorla bir şey olmadı”

Ensest: “İlk cinsel deneyimim, öz mü öz amcam tarafından oldu.”

Tecavüz: “[Taksim Meydanı’nda, Darbenin ilk günlerinde, iri yarı bir asker vardı] Tuttuğunu oradan geçerken hemen Taksim Parkı’na götürüp cinsel ilişkiye zorluyordu ve ne zaman görsek yapıyordu bunu.”

İşkence: “Yüz kişinin içinde seni soyunduruyorlar, bir de copla haya yerine vuruyorlar: “Bu ne lan!” diye. “Altın erkek, üstün kadın!” diye”

Baskı: “Kapıyı kırıp geldiler. İkimizi de aldılar.  Dedim ki, ‘benim yaşadığım insan’. Dediler ki, ‘böyle bir şey olamaz’.”

Ve Hayaller..: “Sadece hayalimde bir erkek vardı, o erkekle bir evim olacaktı ve onunla birlikte yaşayacaktım.”

Ve Gerçekler…: “Ben bunun böyle çetrefilli zor bir yolculuk olacağını tahmin etmedim.”

80’lerde Lubunya Olmak kitabında en genci bugün 50 yaşında olan dokuz  Transeksüel ve Travesti birey bize bu ülkede Lubunya olmanın genel ve özel tarihini anlatıyorlar. Her birinin hikayesi farklı, her birinin hikayesi benzeş.

Çoğu çocuk denecek yaşta bir ‘leke’ gibi terk ediyorlar evlerini. Aileler göz yumuyorlar buna, yardımcı oluyorlar: “En iyisi buralardan git” oluyor çocuklarının cinsel kimliklerini fark ettiklerinde buldukları çözüm.

Hikayelerin çoğu şiddetle örülü. Evden çocuk yaşta göz göre göre gönderildiklerinde sokaklarda karşılaştıkları şiddetten evvel, evde de yoğun bir şiddet görüyorlar ‘bu sevdadan’ vazgeçmeleri için. Ve çoğu zaman da ‘o evde’ bir daha hiç affedilmiyorlar.

Ve ensestin, pedofilinin, tecavüzün, tacizin, işkencenin sıradan şeyler olarak kabul ettirilmeye çalışıldığı fark ediliyor. Sanki birey eşcinsel olunca bütün bunlar normal şeylermiş gibi.

Kitapta bizimle deneyimlerini paylaşan bu dokuz TT birey bize kendi hikayelerini anlatıyorlar ama bir yandan da bize bizim hikayemizi anlatıyorlar. Lubunya oldukları için “ahlaksız” addedilen bu insanlar, Lubunya olmadıkları için “ahlaklı” varsayılan hastalıklı toplumumuzu hikaye ediyorlar bize.

Ve parklarda, üçüncü sınıf otellerde, randevuevlerinde, gece kulüplerinde, Pürtelaş’ta, Bayram Sokak’ta, Dolapdere’de, sokaklarda, karakollarda, kışlalarda yaşamak için direnen, hayata delicesine tutunan ve çoğu zaman birbirlerinden başka sarılacak kimsesi olmayan Lubunya bireylerin gözünden bu ülkenin korkunç bir döneminin korkunç hikayesini anlatıyorlar.

Özellikle 12 Eylül öncesi ve sonrası TT bireylere reva görülen uygulamalara odaklanan bu söyleşilerde yer yer membaını kitaplardan değil, zorlu deneyimlerden alan çok sağlam, çok radikal tespitlerle karşılaşacaksınız.

Sizin baktığınız yerden pek karmaşık gibi görünen meselelerin tek cümlelik ‘insanca, pek insanca’ özetlerini bulacaksınız.  Geçmişin derin kuyularına inen tanıkların hayallere ve gerçeklere bulanmış, yer yer kopuk anlatılarında birbirinden ilginç ve etkileyici edebi anlatı örnekleriyle karşılaşacaksınız.

Acıdan altını çizerek bahsetmiyorum. Kitapta kesif bir acı var, insanın canını yakan bölümler var, okuyanlar yaşayacaklar.

Ben bu kısa girizgahı kitapta beni gülümseten tek cümleyle; deneyimlerini paylaşan tanıkların en yaşlısı, bugün 68 yaşında olan Deniz Abla’nın 1960’ların Ankara Otogarı’nda bavulunu unuttuğu otobüsü plakasını not aldığı için nasıl bulduğunu anlatırken sarf ettiği şu cümleyle bitirmek istiyorum: “Okumak, okumak, okumak! Tahsil, tahsil, tahsil!”

Bu kitabı okuyun, okuyun, okuyun! Ve anlatmaktan çekinmeyin. Anlatın, anlatın, anlatın! İnsanların ne kadar kalabalık olduklarını fark etmesinin başka yolu yok…

Siyah Pembe Üçgen İzmir tarafından Global Diyalog Vakfı desteğiyle büyük emekler verilerek kolektif bir biçimde hazırlanan bu kitaba benim de küçük bir katkı sunma şansım oldu. Kitap mevzuat gereği satışa sunulamıyor. Kitabı edinmek isteyenler Siyah Pembe Üçgen İzmir’le irtibata geçebilirler. Kitabın tamamını pdf formatında şuradan edinebilirsiniz. Ben aşağıda kitaptaki söyleşilerden bazı bölümler sunuyorum:

Demet (51 yaşında):

“Havada böyle bir sonbahar sıkıntısı vardı, sanki her şeyin bir mânâsı vardı. Hava İstanbul’da o kadar kapalı oldu ki, zaten 4 gün sokağa çıkma yasağı oldu. 12 Eylül’de daha okullar açılmamıştı, sabah kalktık, hayda, “Darbe oldu” dediler, “Aa ne darbesi” dedik, “çıkmıyorsunuz dışarıya” dediler. Biz o zaman sitede oturuyoruz, gökdelende. 15 katlı, dört tane bina vardı bizim o sitenin içinde. Hava resmen insanların acısını yansıtıyordu, böyle kasvetli. Eylül’de biraz böyle kapalı olur sonra düzelirdi hava İstanbul’da. O süreçte uzun bir müddet hava hep kara bulutlu kaldı; insanın içini acıtan bir hava vardı, sanki o şiddete maruz kalacak insanların yasını tutar gibi, bir ironisi vardı havanın.”

Ahu (52):

“80 İhtilali’ne kadar Ankara’daydım. Evdeydik. Benim laçom vardı. Yatıyorduk. Arkadaşım geldi, kapıyı çaldı: Kalk, dedi. N’oldu, dedim. İhtilal oldu, dedi. Ben dedim, ihtilal ne demek? N’oldu, ihtilal ne, bilmiyorum çünkü… Bana dedi ki, kocana sor. Kocam da makine mühendisiydi, Sümerbank’ta çalışıyordu. Ben 20 yaşındaydım, o da 23-24… İhtilal olmuş, dedim ben. Okumuş kültürlü bir insandı. O bana izah etti. “Askeriye el koydu” dedi, “sokağa çıkma yasağı var.” Ben de, tamam, dedim o zaman.”

 Özlem (50):

“80 Darbesi’ni hatırlamaz mıyım? Bir eve gitmiştik. Ben ve arkadaşım bir eve gitmiştik. Koliye. Dışarı çıkmak yasak, dediler. Mecbur kaldık sabaha kadar o evde. Zeytinburnu’ndaydı, hiç unutmam.  Sabah bir dışarı çıktık, her yer asker… Asker polisten daha iyi davranıyordu. Mesela Dolapdere’de bizi aldılar, sıraya geçirdiler. Hepimize dayak attılar. Sırada kaç kişi varsa, herkes yanındakine tokat atacak. En samimi arkadaşın bile olsa mecbursun vurmaya…”

Deniz (68):

“Eve gitsem bir türlü, gitmesem bi türlü. Ne olursa olsun dedim, gideyim. “Gittim, niye geldin?” dediler bu sefer. “Uslu duracaksan, rahat duracaksan, bir şeyler yapmayacaksan… Otur.” dediler. Saçlarımı uzatmışım. Korkudan damda yattım. Dam da yüksek. Abime söylemişler geldi diye. Merdivenle dama çıktım. Abim nerede bulacak beni, o da bir merdiven bulmuş gece. Uykudayken saçlarımı makasla kesmiş. Sabah oldu gözümü açtım. Yastık saç dolu. O zaman çıldırdım, ağlıyorum, tuğlaları avluya atıyorum. Avlumuz Taksim Bahçesi gibi.”

Cansel (57):

“Bir gün beni de otostoptayken aldılar ve nezarete attılar. Üzerinden 2-3 saat geçti geçmedi, sorgu sual bittikten sonra ‘Hadi gidiyorsun, araba bulamazsın bu saatte, biz seni bırakalım’ dediler. Ben de bindim araca. Sonra bunlar benim gözlerimi ve ellerimi bağladılar, “Hani serbesttim” dedim bunlara, ‘Dur,’ dediler ‘şimdi bırakacağız seni, bir teftiş var, oraya götürüyoruz’. Ay korktum, aklıma birini öldürdükleri ve suçu benim üzerime yıkmak istedikleri ihtimali geldi. Beni götürdüler Eski İzmir’in dağlarına, öyle bir yere geldik ki kurtlar köpekler uluyor. Gözlerimi açtılar, aldılar copları, beni dövmeye başladılar. ‘Utanmıyor musun? Sen bu işi bir daha yapacak mısın? Bir daha yaparsan seni geberteceğiz, öldüreceğiz.’”

 N.K. (60):

“On iki kişiydik galiba, bizi bir trene bindirdiler Haydarpaşa’dan. Kış, kar yağıyor. Bolu Dağı’na doğru iki dağın arası bir vadide bizi trenden indirdiler. Kışın kar yağıyor ve gece. Kar ışığında yolumuzu bularak ana caddeye çıktık. Bizi dağda ölüme terk ettiler. Öyle olaylar da yaşadık.”

Filiz (54):

“Darbe sabahı Beyoğlu’nda askerlerin yürüme sesine uyandım. Sokağa inicez, makyajımı falan yaptık. Ev basıldı. Bizi askeriye orduevine götürdüler. Karakola teslim etmediler. Hastanemiz vardı bizim: Cancan. Bizi Cancan’a yolladılar. Ordan da çıktık Ahlak’a geldik. Ahlak’ta saçlar kesildi. Sirkeci’de… Seni çuvalın içine koyuyorlar Ahlak’ta. Kediler de var. Kediler seni parçalıyor çuvalın içinde. Beni bıraktılar öğleden sonra saat üç dört gibi… Ben Sultanahmet’e gittim. Bir esnaf dedi ki: Senin bu halin ney?, dedi. Suratım paramparça. Elbiselerim yırtılmış. Her tarafım delik deşik olmuştu…”

Bennu (50):

“O yıllar benim dehşetle hatırladığım zamanlar. Çok kötü zamanlardı. Polis falan… Kötüydü yani. Sizin kimliğiniz, kişiliğiniz, içiniz, dışınız değil yani tamamen var olmanız onlar için kötü bir şeydi. Senin insanlığın, düşüncen, ailende üzülenler, acı çekenler olması, birilerinin bişeyi olman ilgilendirmiyor onları yani. Bu toplumda olmamalısınız.”

Belgin (60):

“O 80’li yıllar içerisinde çalışma alanlarımız gündüze döndü, ondan sonracığıma, gündüz müşteri edinmeye başladık. İşte kelle koltukta, kimimiz Belgrad Ormanları’na gidip çalışıyorduk, kimimiz karşılara gidip çalışıyorduk, yani kelle koltukta hayatı devam ettirmek zorundaydık: Çünkü ev sahibi darbeden anlamaz, elektrik darbeden anlamaz, ekmek, su darbeden anlamaz, ondan sonracığıma, diğer giderlerin, kuaför darbe oldu anlamaz, bunların hepsi parayla dönen şeyler, bakkalına, kasabına, kirana, ekmeğine, kıyafetine, aa bugün darbe oldu beni idare edin, diyemezsin: Yapacağın tek bir şey vardır; bugün de olduğu gibi, seks işçiliği yapmak zorundasın.”

80’lerde Lubunya Olmak, Siyah Pembe Üçgen Tarih Dizisi, 240 sf, Şubat 2012, İzmir


Reklamlar

4 Yanıt to “80’lerde Lubunya Olmak”

  1. Okumayi isterim bu kitabi, icindeki bircok seyin beni uzecegini ve sinirlendirecegini bilmeme ragmen.

    Isin bir uzucu yani, o yillarda translara bunca kotulugu edenlerin yaptiklarinin, yanlarina kar kaldiginin ve kalacaginin bilinmesi. Zaten bu vicdansiz kisilerin bazilari, hicbir hesap vermeden olup gitmislerdir.

  2. BulentKa said

    Merhaba,

    Kitabı temin etmek isteyenler için verdiğim link artık çalışıyor, oradan gerekli kontakt bilgilerini edinebilirsiniz: http://www.siyahpembe.org/

    Evet işin yalnızca üzücü değil de öfkeden uğunduran yanı da bu. Hem yalnızca translar ve lubunyalar için değil. Kürtler, emekçiler, yoksullar ve bütün ‘küçük insanlar’ için…

  3. zatihatun said

    merhaba, öncelikle böyle bir kitabı tanıttığınız için teşekkür ederim. Kitabı kısa zamanda temin edeceğim.

    izninizle bu yazıyı link vererek ve size ait olduğunu belirterek paylaşmak istiyorum? istemezseniz de saygı duyarım.
    cevap bekliyorum, teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: