Fikret Muallâ: Bir Garip Kişi

Mart 5, 2012

“(…)

Çoğumuza ömrümüz boyunca bir defa bile gülmeyen şans perisi ta çocukluğundan beri Fikret Muallâ’nın ikide bir karşısına dikiliyor; onu şeytanın bile aklına gelmeyen münasebetsiz durumlardan, yağdan kıl çeker gibi çekip çıkarıyor. Onun en büyük talihsizliği bu oldu denilebilir. Eninde sonunda şansına güvenmeğe başladı:

«Bir postum var atarım, nerde olsa yatarım» sözünü kabullendi. Ben onu 1935’te tanıdığım zaman bu tekerlemeyi hayata uydurmakla meşguldü. O zamanlar çıkmağa başlayan «Tan» gazetesinde Elif Naci ile bir sanat sayfası çıkarıyorduk. Akşamları buluşup yarenlik ederken Fikret de ikide bir gazeteye uğramağa başladı:

«Kadıköy’e geçecektim, vapur parasını unutmuşum» diyor, sonra vapur parasını civar meyhanelerden birisinde şaraba yatırıyordu.

*

Kadıköylüydü. Hali vakti yerinde bir ailenin çocuğu idi. Orta mektebi bitirdikten sonra anası onu Almanya’ya tahsile göndermişti. Almanya’da çok iyi bir hocanın eline düşmüş, vakit kaybetmeden sağlam bir desen bilgisi edinmişti. Daha biz siyah beyazın ne olduğunu bilmezken o mükemmel gravürler yapıyor, en gözde Alman dergilerine desenlerini kabul ettiriyordu.

O sıralarda babasının bütçesi bozuluyor, fakat masallarda rastlanan bir Mısırlı prenses Fikret’in imdadına yetişiyor, onun uzun zaman Almanya’da kalmasını destekliyor. 16 yaşından yirmi beşine kadar Almanya’da kalıyor. Memlekete dönmeden uğradığı Paris ona Almanya’yı unutturuyor. Hayatlarına ve eserlerine özendiği ustaların hepsi Parisli: Toulouse Lautrec’e, Degas’ya, Renoir’a, hele hele Van Gogh’a bayılıyor. Memlekete dönünce Galatasaray lisesine resim hocası oluyor, ama aklı Avrupa’da. Bir gün hiç kimseye haber vermeden soluğu Paris’te alıyor. Şans perisi pek yüz vermeyince dönüyor. Annesini kaybediyor. Babası tekrar evleniyor. Bir üvey ana dramıdır başlıyor. Babasını da kaybedince varını yoğunu satarak kapağı gene Paris’e atmak sevdasına tutuluyor. Onu tanıdığım günler bu telaş içinde idi. Babadan kalan birkaç evi satıp savmak ve çekip gitmek. Giderayak müthiş içiyor, ta çocukluğundan beri alıştığı alkol yavaş yavaş Fikret’in lambalarını söndürmeğe başlıyor. İçti mi tam manasıyle sapıtıyor. Bir gece Beyoğlu’nda bir meyhaneden ötekine geçerek tanıdıklarına, tanımadıklarına, garsona, patrona, bunlarla da hırsını alamıyarak duvardaki resimlere çatmağa başlıyor. Ufak tefek şeyler de kırıp döküyor olmalı ki karakola düşüyor. Onu uzaktan tanıyan, istidatlı ressam olduğunu duyan bir memur ertesi gün bizi arıyor:

― Hapishaneye düşecek kadar işi azıtmıştı. Şimdilik Bakırköy’e gönderdik, müşahede altındadır. Eğer siz uğrar nasihat ederseniz belki hakkında hayırlı olur. İkide bir sizlerden bahsediyor.

Hey Allahım! Onu hastanede görmeliydiniz. Neyzen Tevfik’le ikisine bir oda vermişler. Biri ney çalıyor, öteki resim yapıyor. Neyzen,

― İşte böyle evlât! ―diyor―. Bizleri böyle arasıra kazığa çekip tamir ediyorlar. Herkese Allah Kerim, Fikret’le bana da Fahrettin Kerim! Değil mi, Muallâ?

Fikret gevrek bir kahkaha ile tasdik ediyor, bir yandan da müthiş bir el çabukluğu ile resim yapıyor. Çini mürekkebi ile bir deseni tarıyor. Hastanede çizdiği desenler arasında çok güzelleri vardı. Doktorlara, hastalara, hastabakıcılara da desenler çizdiğini söylüyordu. Neyzen Tevfik’ten çizdikler arasında da ustaca taramalar vardı.

― Şimdilik rahatım yerinde. Sen hele beş on gün sonra bir uğra bakalım…― diyor.

Ama o kadara kalmadı, bir mektup, birkaç desen ve bir feryat:

― Allah rızası için beni buradan kurtar. Beni buraya Beyoğlu’nda çıngar çıkardığım için değil mirasıma konmak için kapatmışlar. Dün birkaç kişi geldi. Bana bir vasi tayin etmişler. Yani ben deli olduğum için babamdan kalan mirasa konamayacakmışım. Allah aşkına beni buradan, vasiden kurtar. Bir avukat bul.

O zamanlar sağ olan Salâh Cimcoz’lara koştum. Bir ara onlarda barındığını duymuştum. Meğer onlara da ne oyunlar oynamış bizimki. Uzatmayalım, bir sanat dostu avukatın yardımıyle Fikret’i hastaneden kurtardık. Miras işini avukat Kıbrıslı Celâl Bey yoluna koydu. Fikret dört beş bin lira tutan parayı alır almaz tepeden tırnağa bir kont gibi giyindi, kuşandı. Akılımda kaldığına göre 936 senesinde Paris yolunu tuttu. Gidiş o gidiş.

Onu 1950’de Paris’te gördüm. Kelimenin tam manasıyle perişandı. Yaşı çoktan elliyi aşmıştı. Yerlerden topladığı izmaritleri içiyordu. Gazinoları dolaşıyor, kolunun altından ayırmadığı bazı desenleri tutturabildiğine satmağa çalışıyordu. Atelyesine gittim. İşgal altındaki Paris’te geçirdiği günlerin hikâyesini dinledim. Arasında anlatılmağa değerleri vardı. Onları da size gelecek yazımda anlatmağa çalışacağım.”

Bedri Rahmi’nin Bir Garip Kişi isimli yazısının final bölümü ya da ikinci yarısı. Delifişek, Bedri Rahmi Eyüboğlu, bilgi yayınevi, Ankara, 1975 sf.103-106.


Yazının tarihi yine belirtilmemiş. Kitapta hemen bu yazıdan sonra Fikret Mualla başlıklı ikinci bir yazı daha var. Ben ilk başta Bedri Rahmi’nin bu arka arkaya iki Fikret Mualla yazısını 1967’de ressamın ölümünün ardından yazdığını düşünmüştüm. Ama anladığım kadarıyla Paris’te bir akıl hastanesinde yatarken (Mayıs 1967’den ölümüne -Temmuz- yakın bir süre akıl hastanesinde kaldı ama daha evvel de akıl hastanelerinde kalmışlığı vardır; o yüzden -bana son ayları gibi gelse de- yazının tarihinden emin olamadım) hiç olmazsa dört bir yana savrulan eserlerinin bir araya toplanması için yazılmış.

Ve bir kaç not: Kitaptaki Türkçe aynen aktarılmıştır: “manasıyle”, “yapmağa” ya da “alamıyarak” gibi söyleyişler o zamanın Türkçesinin doğrularıydı. Fahrettin Kerim (Gökay) Türkiye’nin ilk asabiyecilerinden ve Bakırköy Ruh ve Akıl Hastanesi’nin kurucularındandır. Daha sonra İstanbul Valiliği de etmiştir. Fikret Mualla, 1903 doğumludur, 1950’de yaşı elliyi çoktan aşmış değildi ama Bedri Rahmi bir şey demek istiyor galiba…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: