Ahmet Mithat: Amerika Yerlileri

Mart 20, 2012

(…)

Amerikalılar birbirine o kadar benzerler ki Avrupalılar için bunları şahsan ba’de-şahsin tanıyabilmek hakikaten güçtür. Hatta erkeklerini kadınlarından fark etmek bile müşkilât-ı sahîhadandır. Zira cezâyir-i bahr-i okyanustan Cava tarafları ahalisi gibi bu Amerikalılar’ın da erkeklerinin yüzlerinde tüy tüs pek az olduğundan ve çıkanları da sahipleri yolduklarından kadın ile erkeğin en büyük medâr-ı temyîzi olan sakal ve bıyık bunlarda yoktur.

Cümlesinin rengi bakır rengine karîb kırmızı olup, göz kuyrukları Çinliler’de olduğu gibi şakaklarına doğru çekik bulunduğundan ve burunları zenci burnuyla Tatar burunları arasında bir şekilde idüginden ve uzun boy ve iri cüsse cümlesinde görüldüğünden şekl ve sûretçe bunlar arasında pek az fark vardır. Saçları alelumûm kalın ve at kılı gibi kalın ve parlaktır. Eğer yüzlerini ve vücutlarını iğne ile döğdürüp açılan deliklere mâi ve siyah boyalar sokmak suretiyle eşkâl-i mütehâlife resmetmemiş olsalar bunların acemisi olan gözler için ne karıyı erkekten ve ne de bir şahsı diğerinden tefrike hiç imkân bulunmaz.

Başlarına bir takım kuş tüyleri ve kuş kanatları takmak cümle-i müzeyinattân madud bulunup saydeyledikleri hayvanatın kıllarından, yünlerinden iplik eğirerek dokudukları kaba saba şeylerle  bir dereceye kadar telebbüs ederlerse de bu sûret-i telebbüs ne setr-i avrete ve ne de soğuktan ve sıcaktan muhafazaya tamamıyla hizmet eylemez.

Mağaraları içinde ekseriya çırçığlak otururlar. Oturdukları yerleri yumuşacık otlarla döşerler. Bazı sedir gibi setler yaparak üzerine ağaç çürüğü doldurup tesviye ederler ki hem düz hem kaba birer kanepe hükmünü alırlar. Kapları kacakları ekseriyetle ağaçtan oyma olup topraktan dahi çanak ve güveç suretinde şeyler imal edebilirler.

Eskiden kalma silâhları oldukça musanna’ ise de yeni yaptıkları eslihada o maharet-i san’atkârâneyi gösteremediklerinden bıçak ve balta ve kılıç ve demirden ok temrenleri ve yayları ve mızrak gibi şeyler indlerinde gayet kıymetdardır. Yeni imal eyledikleri yay ve kargıları demirden ziyade bir nevi sert ağaçtan yaparlar ki bu da demiri işlemek kendileri için mûcib-i suûbet olmasından neşet eyler.

(…)

Rikalda Yahut Amerika’da Vahşet Alemi, Ahmet Midhat Efendi, Bütün Eserleri, Romanlar XII, Türk Dil Kurumu Yayınları, Hazırlayanlar: Erol Ülgen – M. Fatih Andı – Kâzım Yetiş. Ankara 2003. Sf. 642.

“(…)

Ahmet  Mithat‘ın pek dikkate değer bir yanını anlatacağım: Onun bütün yazılarında, ayrılmaktan kaçındığı esas prensiplerinden birisi, gerçeğe hayalden çok yer vermekti; ve prensibini savunurken:

“Görebilen için hayat her hayal gücünden üstündür. Hayal gücünden esinelenen yazarın, dünyayı anlatmağa çalışan gözsüzden farkı yoktur…” derdi. (…)

(…) Görmediği hiçbir alemi, hatta hiçbir yeri anlatmak istemeyen, bazen sadece hazırlayacağı romanına sahne olacak çevreleri gezmeki tanımak, incelemek için, koltuk meyhanelerinden genelevlere, esrarkeş kahvelerinden çingene mahallelerine, batakhanelerden Bektaşî tekkelerine kadar her yere, her âleme girer, çıkar, her çeşir insanla düşüp kalkardı. Eğer roman tarihî ise o zaman da müzeleri dolaşır, her çağın giyim özelliklerini dikkatle gözden geçirir, kitapları karıştırır; hatta askerî konularda muhtaç bulunduğu bilgileri edinmek üzere eski haritaları toplar, kurmay subaylarla konuşur, defterini ve çoğunlukla tütün paketlerinin arkalarını çeşit çeşit notlarla doldurur, özetle kafasının her eksiğini ısrarlı bir dikkat ve özenle giderdikten sonra yazmağa başlardı.

(…)”

Kamil Yazgıç’ın Ahmet Mithat Efendi – Hayatı ve Hatıraları, sf. 48-49’dan. Sadeleştiren: İbrahim Olgun. Ben, Türk Dili – Anı Özel Sayısı (Aylık Dil ve Edebiyat Dergisi Yıl 21, Cilt XXV, Sayı 246, 1 Mart 1972) sayfa 558’den aktardım.

Ahmet Mithat’tan önce Türk edebiyatında Amerikalı yerliler anlatılmış mıydı, bilmiyorum ama sanmıyorum. Ahmet Mithat bütün romanı kendisi mi yazmış yoksa bir yabancı romandan serbest çeviri usülüyle mi kaleme almış, araştırmaya değer: Muhtemelen ikinci metodu uygulamış olmalı; çünkü hem konu itibarıyla buna ihtiyacı var (Amerika’ya gitmişliği yoktu ve müze olarak da en fazla o dönem Avrupa’da yerlilerin sergilendiği panayırlardan birine denk gelmiş olabilirdi) hem de Diplomalı Kız isimli romanının girişinde benzer bir metod uyguladığını, romanı Dick May’ın Levant Herald‘da okuduğu bir fıkrasından esinlendiğini  “istesem söylemezdim, kimse de anlamazdı” diye üste de çıkarak itiraf eder.

Ahmet Mithat’ın romanı 1889 tarihli. ABD’nin kuzeyindeMissouri Nehri kıyısındaki yerlilerin hikayesini anlatıyor. Ben de yazıyı Missouri Nehri çevresinde meskun en büyük yerli ailesi Sioux’ların efsanevi lideri Oturan Boğa‘nın portresiyle açtım.  Ama Ahmet Mithat, Sioux’ları anlatmıyor: Onun yerlileri ortaya karışık bir şey.

Beyaz adamın gemileri Missouri’de kaza yapıyor ve içlerinden bir grup  iki gün boyunca yalnızca yabani yemişler yiyerek yürüye yürüye (Meksika’dan başka yerde hiç yaşamamış olan Azteklere ait) bir Aztek mabedine varıyorlar. Aztekler ya da yerliler ya da vahşiler bunları esir alıyor ve olaylar gelişiyor…

Bu Kitap Türk edebiyatından sayılır mı, bilmiyorum. Amerika yerlilerinden bahseden ilk kitap mı, ondan da emin değilim. Ama benim bu sahada Amerika yerlileriyle karşılatığım ilk (ve galiba tek) kitap.  Kitabın yalnızca birinci bölümünü okudum.

Beni en çok yazarın gerçeklere bağlılığı etkiledi…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: