1915 yılının Nisan-Mayıs Aylarıydı…

Nisan 25, 2012


Hikaye, Bingöllü öğretmen-yazar Akif Arda’nın Ağustos 2002′de yayımlanan Kamçurcu adlı kitabından. Kiğı’nın Xurs (Darköprü) köyüne bağlı Mexsan mezrasından olan Akif Arda’nın babasından dinlediği bir hatıradır.

“1915 yılının Nisan-Mayıs aylarıydı. Yağmur yağıyor, karlar eriyor, akarsular alabildiğine kabarıyordu. Çemémezin (Büyüksu, Peri Suyu) kıyısında, kabaran suyu seyretmek için ben, Memedi, Eli dolaşıyorduk. Ben altı, Memedi sekiz yaşında birer çocuk iken Eli on beşinde bize göre çok güçlü bir delikanlı idi. Dolaşa dolaşa Berevan Tarlası’nın yüksek tepesine gelip durduk. Burada azgın ve bulanık suya yamaç aşağı taş yuvarlamaya başladık. Biz suya taş yuvarlayıp zevkini almaya çalışırken, kucağında çocuk taşıyan tanımadığımız bir kadın yanımıza geldi. Kadın son derece perişan, tedirgin ve bezgindi. Hala gözümüzün önünde, olduğu gibi hatırlıyorum. Uzun boylu ve güzeldi. Elbiseleri yırtıktı. Ağlıyordu. Su kıyısı boyunca yukarılardan gelip aşağı doğru göç eden muhacirlerdendi (Ermeni?). Kucağındaki bebek henüz yürüyemeyecek kadar küçüktü. Yanımıza gelir gelmez yalvaran sesiyle bize şöyle dedi: “Ne olur, beni bebeğimden kurtarın, alın suya atın” dedi. Evet, belki garip gelebilir ama ben canlı tanığım. Anne savaşın ve zorunlu göçün yarattığı korkunç sonuçtan dolayı bebeğinden kurtulmak istiyordu. Kendisi kıyamıyordu bebeğine. Can derdine düşmüş, aç ve perişandı. Artık annelik şefkatini yitirmiş, kendisini kurtarmayı düşünüyordu. Bebek de bir deri bir kemik kalmıştı. Belki de onun daha fazla acı çekmesini istemiyordu. Ağlayarak yalvardı, kucağında tuttuğu bebeği Eli’ye uzattı. Eli, istemeye istemeye bebeği aldı, sağ avucunun üstüne yerleştirdi, bulunduğumuz yüksek tepeden alt tarafımızda akan suya olan gücüyle taş atar gibi fırlattı. Ancak şimdi anlıyorum ne kadar korkunç manzara olduğunu. Bebek anında bulanık suda kayboldu. Kadın, artık bebeğinin yokolduğunu anlayınca, annelik şefkatinin verdiği acıya dayanamadı; ağlayıp çığlık attı, o da kendini azgın suya attı. Su, anneyi sürükledi, halı büyüklüğünde bir adaya bıraktı. Adada iki gün iki gece bağırıp çağırdı. Hiçbir tarafa gidemiyordu. Üçüncü gecede şiddetli yağmur yağdı, rüzgâr esti. Sabah kalkıp Çem’e baktığımızda su daha da çoğalıp bulanmıştı. Halı kadar ada da kadınla beraber yok olmuştu.

(…)”

Akif Arda’nın Ağustos 2002de Düşünceler Dükkanı etiketiyle çıkan Kamçurcu isimli kitabında sf. 5-6da yer alanBen Bir Türküm, Dinim Cinsim Uludur” isimli öyküsünden. Boldlar bana ait.

Görseller Lübnanlı sanatçı Naeema Zarif imzalıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: