Aşk: Sabah ile Nurettin

Temmuz 9, 2012


“(…)

Tam o sırada Sabah’ı camın önünde görüyorum.  O an; “Mademki bizim kavuşmamıza kimse izin vermiyor, mademki bu sevgiyi bize çok görüp bizi ayırıyorlar, o zaman bizim yaşamamamız bize haram olsun,” diyerek silahı Sabah’ın kalbine doğru doğrultup tetiği çekiyorum. Silah tutukluk yaparak ateş almıyor.

Gerçekten Sabah’ı vuracak mıydın?

Bu, anlık bir karardı. O an öyle karar vermiştim. Ne o bensiz, ne de ben onsuz yaşayabilirdik. Sabah’ın da benim kadar, hatta benden fazla acı çektiğini biliyordum. O an bize acı çektiren bu amansız acıyı öldürmek istedim. Ölüm ikimizin de kurtuluşu olacaktı.

Sonra ne yapmayı düşünüyordun?

Önce Sabah’ı vuracaktım. Sonra ikimizin ayrılmasına neden olan insanları. Sonra yalancı şahitlik yaparak, benim bu haksız cezaya çarptırılmama sebep olarak, hayatımızı karartanları öldürüp intihar edecektim. Bunu ibret olsun diye yapacaktım.

Nasıl ibret olacağını düşünüyordunuz bunca ölümün?

Belki bunu ibret alarak bir daha hiç kimse sevenleri ayırmaya kalkmazdı. Belki bana yapılan zulüm bir daha başkasına yapılmazdı. Belki adalet, kararını verirken bir daha bu kadar adaletsiz davranmazdı. Belki bir daha ,hiç kimse, bir başkasının hayatını bitirmek pahasına yalancı şahitlik yapmazdı. Belki de hiç kimseye ibret falan da olmazdı. Bilmiyorum. Ama o an öyle düşünmüştüm.

Sonradan üzüldünüz mü bu kararınıza?

Üzülmez olur muyum? Sinirlerim müthiş yıpranmıştı. Günlerce aklıma geldikçe bir titreme alıp durdu beni. Sabah’ı öldürmeyi reddeden o kurşunu öpüp öpüp, okşayıp ağlayıp durdum. Kurşunu, kayıp olmasın diye bir yere gömdüm bıraktım. Yıllar sonra, Sabah’a göstermek için aradığımda, bulamayınca çok üzülmüştüm.

Bu üzücü olaydan sonra ne yaptınız?

Olaydan sonra Suriye’de, Lübnan’da, dağlarda, köylerde amaçsız bir şekilde, ne yaptığımı bilmeden dolaşıp durdum. Arada bir, yakın köylerdeki akrabalarıma giderek Sabah’tan bilgi almaya çalışıyordum. Ama hiçbir bilgi alamıyordum. Bir gün Özbek köyünde dayımın eşi olan Cemile yengeme gittim. Saat on ikiydi. Tavuk kesip bana sofra hazırladı. Bir ara yengem, “Oğlum biliyor musun? Sabah’ı Almanya’ya göndermişler,” deyince ev başıma yıkılıyor. İki kilo rakıyı bir saat içinde içip yengemin bütün yalvarmalarına rağmen yola düşüyorum. Çılgına dönmüşüm. Gecenin karanlığında kendimi dağ, dere, tepe demeden yollara vurdum. Normal yoldan gidildiğinde Hatay’la köyün arası otuz kilometredir. Ben normal yoldan gidemediğim için yolum iyice uzuyor. Gece karanlık bir geceydi. Yollarda takılıp düşüyor, kalkıyor, bir daha düşüyordum. Dizlerimden, kollarımdan, yüzümden kanlar akıyordu. Ağlıyordum. Bütün bedenim, düşlerim ve duygularımla birlikte ağlıyordum.

(…)”

Sabah ile Nurettin, Bir Aşk Öyküsü, Suna Aras, Metis Yayınları, Siyah Beyaz Dizisi, Eylül 2001, sf. 24-25. Cevaplardaki boldlar bana ait.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: