Mahmut Şakar: İmralı, Tecrit, Keyfiyet

Kasım 8, 2012

captivity-2005-engraving-on-plexiglas-and-linoleum-102x82-cm

Burada Serhad Bapir’in bir eseri vardı. Kendisinin Türkçe yazılan sitelerde kendi eserlerini yayınlamama ilkesi ve isteği üzerine resmini sildim. Bu kara levha bir anı olarak kalsın. Resmi görmek isteyenler karanlığa tıklayarak ressamın sitesinde görebilirler. Serhad Bapir’in uzun mektubunun Kürtçesini ve Türkçesini okumak isteyenler yorumlar bölümünden okuyabilirler. Çeviri için Ayşegül Ertaş‘a teşekkür ederim.

Bundan yaklaşık 8 ay önce Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Mahmut Şakar Yeni Özgür Politika’da “Tecrit ve İmralı Sistemi I” ve “Tecrit ve İmralı Sistemi II” başlıklı iki yazı kaleme almıştı.

5-6 Mart 2012 tarihlerinde yayınlanan bu ardışık iki yazının girişinde ŞakarGörüşme yapılması, Sayın Öcalan’dan haber alıyor oluşumuz tecridin olmadığı anlamına gelmiyor.” diye belirtiyor ve Mart 1999’dan itibaren İmralı ziyaretleri boyunca içeriden ve dışarıdan bizzat şahit olduğu bir “İmralı Sistemi”nin hikayesini anlatıyordu.

Ölüm orucu eylemlerinin menbaını hangi gerçeklerden ya da tespitlerden aldığını öğrenmek/ayırd etmek/ hatırlamak isteyenler bu iki yazıya yukarıda verilen linklere tıklayarak ulaşabilirler. Ben aşağıda Şakar’ın yazısının son bölümünden faşizmin en belirleyici karakteristiği olan keyfiyet ve İmralı Sisteminden bahsettiği bölümü aktarıyorum.

Şakar’ın yazısında bahsettiği keyfiyeti; bugün bizi açlık grevleriyle karşı karşıya getiren ve yine açlık grevlerini de şu an saydığımız tehlikeli günlere taşıyanı faşizan keyfiyetle akrabalığını sorgulayarak okumakta fayda var. (Boldlar Bana ait, grafik eserler Serhad Bapîr imzalıdır.)

“(…)

Kalıcı bir devlet politikası olarak keyfiyet

Bunca yıldan sonra, İmralı sistemi nedir? diye bana sorulsa, tek kelimeyle keyfiyettir derim. İlk günden bu güne kadar, askerden savcıya, kemalistten AKP’liye kadar kişi ve siyasetlerin etkinlikleri süresince değişmeyen, kalıcı bir devlet politikası olarak keyfiyet esastır. Keyfiyet de zaten, hukuksuzluğun, iktidar gücünün dizginsiz uygulamasının doğrusu faşizmin en önemli dayağı anlamına geliyor.

İmralı’da, günün koşulları neyi gerektiriyorsa, etkili pozisyonda olanların tercihleri neye evriliyorsa, yazının başından beri anlattığım tüm olaylardan da anlaşılacağı gibi, hiçbir hukuki kaygı, ahlaki tutum dikkate alınmadan uygulamaya konuldu.

Keyfiyet kendisini en çok günlük yaşam içerisinde ortaya koyuyordu. Mesela her gün verdikleri öğün ve yemek miktarı üzerinde oynuyorlardı. Amaç baskıydı, işkence yapmaktı, her şey baskıyı nasıl daha fazla derinleştiririz üzerinden ele alınıyordu. Zaten izolasyonda temel olgu da bu değil mi? Sadece görüşmeme meselesi değil, yaşamın bir parçası olarak her şey sana karşı bir işkence aletine dönüşebiliyor. Yiyeceğin yemek bile psikolojik bir baskı aracı, aileyle görüşmeler işkenceye dönüştürülebilirdi. Bir sabah kahvaltıda üç adet küçük kutu reçel veriliyor, ama üçü de kullanılmış, boş çıkıyor mesela. Ya da bir gün, istenilmediği halde çok açık çay, ertesi gün katran karası demli bir çay getirilip önüne bırakılıyor. Bir gün normal bir öğün yemek konuyor önüne, ertesi gün bunun dörtte biri. Hayat çok basit ve günlük anlarda çekilmez kılınıyor ve özellikle zorlaştırılıyor.

Küçük odanın bir kapısı demirden ve salona bakıyor, kitap okunuyor içeride ve tam da yoğunlaşıldığı anlarda kapının sürgüsü sertçe açınıp kapanıyor. Defalarca tekrar ediliyor her gün. Zaten içeride kamera var. Uyurken, yıkanırken, okurken, daracık odada volta atarken hep metalik bir göz izliyor. Yirmi dört saat yapay ışık yanıyor odada.  Gazeteler, iç organları sökülmüş halde elinize veriliyor. Tam da işinize yarayacak bir makalenin kesildiğini görüyorsunuz. Gazete dahi, üzerinizdeki basıncın bir parçası haline gelebiliyor. Güncel bir bilgiye hasret kalıyorsunuz aylarca. Tek kanallı radyodan sadece resmi haberleri dinlemek mesela, on üç yıl boyunca, işkencenin başka bir adı sanki.

Görüştürmeme ‘kılıfı’ hava muhalefeti…
Günlük hayat pratikleri hep böyle değişken ve keyfiydi. Mantığı da muhatabı da yoktu. Avukatlara yapılan pek çok uygulama da öyleydi. Bir dönem geldi, küçük bir çay kaşığıyla ağzımızın içine bile bakıldı. Belki ‘kesici bir alet’ saklıyor olabilirdik. Onlarda saçmalık bizde de sabır bitmiyordu.
Keyfiyet esastı, (…)

penaber-2004 (1)

Burada Serhad Bapir’in bir eseri vardı. Kendisinin Türkçe yazılan sitelerde kendi eserlerini yayınlamama ilkesi ve isteği üzerine resmini sildim. Bu kara levha bir anı olarak kalsın. Resmi görmek isteyenler karanlığa tıklayarak ressamın sitesinde görebilirler. Serhad Bapir’in uzun mektubunun Kürtçesini ve Türkçesini okumak isteyenler yorumlar bölümünden okuyabilirler. Çeviri için Ayşegül Ertaş‘a teşekkür ederim.

(…)

Keyfiyet aynı zamanda güvensizlik demektir. Öcalan, İmralı da hiç bir şekilde güvende değildir. Zehirlenme sürecini hatırlatmıyorum sadece, odasının aranması ve fiili saldırıya uğraması buna örnektir. Zorla saçının kestirilmesi de. Kaldı ki, bu Adada, askeri ve siyasi olarak keyfi bir rejim içinde, sürekli değişken bir havada yaşamak her türlü tehlikeye açık olmak demektir. Öcalan, her türlü tehlikeye açık bir atmosferde 13 yıldır yaşamaktadır. Şimdi yeni yasa ile avukatlarının da gitmesi sistemlice engellenerek, bu güvensizlik daha da ölümcül hale getiriliyor.

(…)

Abdullah Öcalan, 15 Şubat 1999 tarihinden bu yana, günde 23 saat (bazen 24 saat) daracık bir hücrede yaşamaktadır. Bir değil, tam 13. yılıdır. Kaç gün kaç saat ediyor, hesaplamaya dahi üşeniyorum. 

Tam da bu kadar gün ve saat, eli bir insan eline değmemiştir. Dokunma duygusunu yitirmesi için her şey yapılmıştır. İnsan sıcaklığını, dokunmanın büyüsünü ve sevecenliğini unutması istenmiştir. Tokalaşmak baştan beri yasaklanmıştır. Ailesiyle açık görüş yapamamıştır, Kürtçe konuşması yasaklanmıştır, konuşunca aile ile görüşme kesilmiştir, telefonla konuşamamış, televizyon izlememiştir. Diğer tutuklulara tanınan bu haklardan da mahkum bırakılmıştır.

(…)

Zamana yayılan bir ölüm cezası 
Sayın Öcalan’ın bu yıllar içinde sağlık durumu daha kötüleşmiş, İmralı’nın iklimi, kronikleşen hastalıklarına karşı  tıbbi desteğin sunulmaması aksine hastalıklarını bile zamana yayarak bireyin direncini düşürmeye ve iradesini kırmaya yönelik bir siyasetin parçası olarak kullanılmasını da İmralı sisteminin bir uygulaması olarak okumak gerekiyor.

(…)

Öcalan’a uygulanan sadece ‘görüştürülmeme’ durumu değil. Tecrit denilen olgu da zaten bununla sınırlı değil. Ağzımız alışmış, tecrit diyoruz aslında. Zaman yayılan bir ölüm cezası infaz ediliyor İmralı’da. Ve her şey buna göre kurgulanmış aslında.

(…)

Özel bir icra rejimi ile yürütülen, özel yasalarla işleyen İmralı Olağanüstü Hal Sistemi, bu ülkenin gerçek fotoğrafını oluşturuyor. Aynı zamanda Kürtlerin neden halen Olağanüstü bir siyaset, psikoloji ve yaşam içerisinde tutulduğunu da açıklıyor. Ve neden Roboskî’de Türk Savaş uçaklarıyla çocuklar paramparça edildikten sonra bir bütün olarak sistemin suskunluğa gömüldüğünü de…”

560x480_resize_thumb_kurdistan_cecenistan_tibet_2003_grafika_li_ser_dar

Burada Serhad Bapir’in bir eseri vardı. Kendisinin Türkçe yazılan sitelerde kendi eserlerini yayınlamama ilkesi ve isteği üzerine resmini sildim. Bu kara levha bir anı olarak kalsın. Resmi görmek isteyenler karanlığa tıklayarak ressamın sitesinde görebilirler. Serhad Bapir’in uzun mektubunun Kürtçesini ve Türkçesini okumak isteyenler yorumlar bölümünden okuyabilirler. Çeviri için Ayşegül Ertaş‘a teşekkür ederim.

Reklamlar

4 Yanıt to “Mahmut Şakar: İmralı, Tecrit, Keyfiyet”

  1. Mın dı 30-11-2012 a da vê e-maila xwarê jı te ra şand, malesef hê ji te berhemên mın jı malpera xwe dernexıstiye. Jı kerema xwe ra tafıl berhemên mın jı malpera xwe derine. Ez destûra weşandına berhemên xwe nadıme te.
    Serhad Bapir
    Resam, grafikçêker û mamosteyê hunerê.

    “Bırêz Bülent Kale
    Xweska wek Kurdeki, te bı zımanê me bersıvê bıdaya mın, ne bı zımanê ku dewleta Tırkan lı ser me ferzkıriye, Lewra dıvê ku em Kurd xwe jı bend û qeydên dewleta Tırkan bıfılitının, zımanê tırki jı bo Tırkan dıbe zımanê wan, lê jı bo me Kurdan ji dıbe bend û zincirekê dewleta Tırkan dı nav devê me û mêjiyê me da.
    Jı kerema xwe ra berhemên mın jı malpera xwe derine. Çewa ku mın gotiye “ez naxwazım ku tu berhemên mın lı kêleka an ji dı nav nıvisên bı zımanê tırki da werın weşandın.” Ez vê yekê vekıri û zelal dıbêjım.
    Kurdên ku bı zımanê xwe nızanın, dıvê derdeki wan ê fêrbûna vi zımani hebe û ku bı ciddi û jıdıl bın dıvê ku dı pratikê da vê ciddiyeta xwe bıdın ispatkırınê.
    Kurd mıleteki ne û zımanê kurdi ji bı hemû zaravayên xwe zımanê vi mıleti ye. Dı pratikê da ew tıştê ku me wek mılet jı Tırk, Farıs û Ereban cıhêdıke û me wek mıleteki cuda nişandıde tenê zımanê me ye. Reng û ola me wek hev ın û erdnigariya welatê me Kurdıstanê ji ne gıravaki serbıxwe ye dı nava okyanûsan da, lê lı kêleka her çar dewletên dagırger da ye. Ango ew tıştê ku Kurdan dıke Kurd û himê mıletbûna wan pêktine tenê zımanê wan e.
    Jı bo mın zımanê kurdi ne pergaleki taktik yê siyasetê ye, ew stûna sereke ya xebat û mucadeleyê ye, ew stratejiya man û nemana mıletê Kurd e. Yan ê Kurd bı vi zımanê lı serpiyabıminın û bıgıhijın hemû daxwaz û mırazên xwe ku ew ji avabûna Kurdıstana serbıxwe û yekgırti ye, yan ji wê zımanê xwe wendabıkın û dı nav Tırk, Farıs û Ereban da bıhelın, wendabıbın û herın. Laz, Çerkez, Arnawûd, Boşnak û mıletên dın ku demeki lı Tırkiyê dıjiyan û nıha dı nav Tırkan da heliyane, nımûneya mıletên ku zımanê xwe naparêzın nişanê me dıde.Lı ser gotına te û çewa ku tu dıbêji: “bı miyonan Kurdên ku lı Tırkiyê da ne û bı Kurdi nızanın -en hındık nıkarın bıxwinın û bınıvisinın- ku heqkırıne ku ku berhemên te nasbıkın”, ez dıxwazım viya bêjım: Mın berhemên xwe jı bo Kurdên wusa çênekıriye. Kurdên ku stûyê xwe lı ber politikaya asimilekırına zımanê kurdi xwarkırıne, dı şexsê xwe da serketına vê politika zımankûj ya dewleta Tırkan dane ispatkırınê, dıvê ku karıbın jı vê rewşa kambax û Kurdkûj xwe bıfılitinın. Lê çewa ku em dıbinın, ew me dawetê meydana zımanê Tırkan dıkın, ew yên ku bı zımanê kurdi dıjin dawetê meydana jiyana “hevbeş” ya zımanê tırki dıkın. Jı xwe ev e daxwaza dewleta Tırkan û xebata pûçkırına Kurdbûnê. Kurdbûna bê zımanê kurdi kurbûneki sextet ye. Ew jı me ra dıbêjın ku “her zıman xweş e”, “her zımanekek insaneki ye”, hın jı wan, bilhasa yên xwenda, xeyni tırki bı zımanên dın ji dızanın, lê ew bı zımanê mıletê ku jê hatıne nızanın, lê malesef ew rûnanên, sere xwe pê naêşinın û kurdi fêrnabın.
    Lı ser ditına te ya ” Sizin tel örgülerle bölünmüş bir vatanda tel örgülerin arasında yaşamak zorunda kalan, gizlenmeye zorlanan, tüm karakteristik özellikleri silinmeye çalışılan bir halkın hikayesini çağrıştıran eserleriniz; Mahmut Şakar’ın yazısında bahsedilen Öcalan üzerinden tecrite zorlanan bir halkın hikayesiyle birbirlerini tamamlıyorlardı.” Ez dıxwazım viya bêjım: Hebûna mıletê Kurd dıgıhije kûrayiya dirokê û en hındık ev sêsed sal ın (Jı dema Ehmedê Xani û vır va) ku Kurd behsa heqên xwe yên mıleti û avabûna dewleteki serbıxwe dıkın û en hındık ev sed sal ın ku jı bo vê daxwaza xwe şerdıkın. Rewşa nıha ya Kurdıstanê 89 sal beriya nıha bı peymana Lozanê da hate tayinkırın û em Kurd her jı wê rojê va her bındest û şıkesti ne. Ango tecrida mıletê Kurd bı Öcalan despênekıriye, mıletê Kurd ev 89 sal ın ku dı tecridê da ye. Grafika ku te behsa wê kıriye jı bo vê bındesti û tecrida Kurdıstanê ye, ne jı bo Öcalan e. Öcalan14 sal beriya nıha lı Suriyê bû û “serbest” bû, lê mıletê Kurd hıngê ji bındest û dı bın tecridê bû. Ez man û nemana mıleteki, heq û serbestiya mıleteki û welateki bı yek kesi va gırênadım.
    Jı aliyê di va, çewa ku em pê dızanın, A. Öcalan avakırına Kurdıstana serbıxwe û yekgırti naxwaze, alaya kurdi ya ku dı sala 1919 da jı aliyê ronakbirên Kurdan va hate tayinkırın û lı serihıldana Agıriyê da, lı komara Kurdıstanê (1946) da bı serbesti lı welatê me da bıbabû, nasnake. Her eyni ala, dı salên 1930 yan da berga pêşi ya hejmareki kovara Hawar’ ê bû, ku Celadet Bedırxan derdıxıst û nıha ji lı beşeki mezın yê başûrê welatê me da bı serbesti bıbadıbe. Her wusa A. Öcalan nexwest xwe bı zımanê kurdi bıparêze. A. Öcalan bûye pesndarê Mustafa Kemal, M. Kemalê ku mimarê xapandın, bındestkırın û şıkandına Kurdan e.
    Her wusa disa dıxwazım bêjım ku A. Öcalan tu qimeti neda zımanê kurdi, perwerdeya gerilayan lı Bekaayê û ser çiyayên Kurdıstanê ji bı zımanê tırki bû, Kurdên “Sûriyê, Iraqê, İranê” ji dı nav PKK ê da fêri zımanê tırki bûn. İroj zımanê weşanên sereke yên televizyon, rojname û malperên İnternetê yê vê partiyê bı zımanê tırki ye. (Her wusa ji zımanê siyasetê yên parti, rexıstınên sıwil, yên legal û illegal ji disa zımanê tırki ye. Daxwaza xweparastına bı zımanê kurdi dı doza KCK da ji jı bo pıraniya kesên vê doze daxwazeki şıkli ye, ne daxwazeki bı naverok û bı bıngeh. Lewra pıraniya van kesan jı xwe dı nav mala xwe da, bı dost û hevalan ra bı kurdi nedıpeyviyan. Siyaseta rast ew e ku merıv dı nav mala xwe da, bı endamên mıletê xwe ra bı kurdi bıpeyve, bı kurdi bıde û bıstine û hıngê dı mehkemên dagırkerên Tırkan da ji xwe bı zımanê xwe bıparêze.) Ev xızmeteki mezın e jı bo zımanê Tırkan. Kêm kes û hêz weki A. Öcalan û PKK yê xızmeteki hınde mezın jı bo zımanê tırki kırıne. Wek minak dıbıstanên Fetullah Gülen ji lı gelek welatan hene û û ev tevgera F. Gülen ji, zarokên jı mıletên dın dı van dıbıstanên xwe da fêri zımanê tırki dıke, ew bı pêkaniana “Olimpiyatên Tırki”, tecrûbe û serketına vê xebata xwe bı dınyayê dıdın naskırınê. Lê ev zarokên jı mıletên cıhêreng ne zarokên mıleteki bındestê Tırkan nın weki me Kurdan. Jı bo Kurdan ev eşqa zımanê tırki malwêraniya heri mezın e. Dema Kurd dev jı zımanê xwe berdıdın û zımanê tırki dıkın zımanê xwe yê sereke û xweifadekırınê, hıngê daxwaza dewleta Tırkan ji pêktinın, jı xwe dewleta Tırkan jı Kurdan vê yekê dıxwaze. Kurd dema ixanetê lı zımanê xwe dıkın, êdi ew dıbın Kurdên anagorê dılê dewleta Tırkan. Kurdên ku ixanetê lı zımanê kurdi kırıne, nıha êdi zımanê tırki hıma bêje weki zımanê xwe dıbinın, vê rewşa kambax êdi normal dıbinın û jı vê yekê êdi acız nabın.
    Ez lı vır disa dubare bıkım: “ez naxwazım ku tu berhemên mın lı kêleka an ji dı nav nıvisên bı zımanê tırki da werın weşandın.” Jı kerema xwe ra berhemên mın jı malpera xwe derine û tu carên di ji berhemên mın neweşine. Berhemên mın mulkên zımanê kurdi ne, ne mulkên zımanê dewleta ku zımanê mın qedexekıriye, dıheline û tunedıke ne.
    Serhad Bapir”

  2. BulentKa said

    Serhad Bapir’in mektubunun Türkçesi. Çeviri Ayşegül Ertaş’a aittir. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.

    “Sayın Bülent Kale;

    Keşke cevabınızı devletin bize zorunlu kıldığı Türkçe ile değil de, Kürtçe yazsaydınız. Biz Kürtler kendimizi Türk dilinin zincirlerinden kurtarmalıyız. Nitekim Türkçe bizim zihnimize ve beynimize vurulmuş bir zincirdir.

    Lütfen eserlerimi bloğunuzdan kaldırın. Dediğim gibi ben eserlerimin dili Türkçe olan hiçbir yazının, çalışmanın yanında yayınlanmasını istemiyorum. Bunu açık ve net olarak söylüyorum. Kürtçe bilmeyen bir Kürdün bunun için bir derdi olmalı ve Kürtçeyi öğrenebilmek için de pratik olarak elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Ancak bu şekilde Kürtçeye ne kadar ciddi olarak yaklaştıklarını gösterebilirler.

    Kürtler bir millettir ve Kürtçe de tüm lehçeleriyle bu milletin dilidir. Bizi diğer milletlerden; Türklerden, Farslardan ve Araplardan ayıran dilimizdir, Kürtçedir. Dinlerimiz aynı ve Kürdistan da bir okyanus misali tek başına bir coğrafyaya sahip değildir. Kürdistan coğrafyası Arapların, Farsların ve Türklerin arasında parçalanmıştır. Yani dört işgalci devletin arasında bölünmüştür. Yani şimdi Kürtleri Kürt yapan, bir millet yapan sadece dilleridir.

    Bana göre Kürtçe bir siyaset aracı değildir, mücadelenin temel taşıdır ve Kürt milletinin var oluş ve yok oluş nedenlerinden biridir. Ve Kürtler bununla tüm isteklerine, hayal ettiklerine özgür Kürdistan’da kavuşacaklardır. Birliklerini ancak dillerini koruyabildikleri kadar sağlayabileceklerdir. Ya da Farsların, Arapların ve Türklerin arasında eriyip gidecekler, kaybolacaklar. Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak ve diğer milletlerin Türklerin içinde eriyip kaybolmaları da dillerine sahip çıkamamalarındandır.

    “Türkiye’de Kürtçe bilmeyen -en azından okuyup yazamayan, eserlerinizi tanımayı hak eden milyonlarca Kürt var.” Bu söyleminiz için şunu söylemek istiyorum; ben eserlerimi bu tür Kürtler için yapmadım. Türklerin Kürtçe üzerindeki asimilasyon politikalarına boyun eğenler, kendi şahıslarında devletin bu dil öldürme politikalarının başarı düzeyini göstermektedirler ve bu berbat, bir nevi Kürt öldürücü duruma son vermelidirler. Fakat bu tür insanlar bizi, yani Kürtçe yaşayan insanları ‘ortak’ bir Türkçe kullanımına davet ediyorlar. Zaten bunlar Türk devletinin Kürtçeyi yok etme çalışmalarıydı. Kürtçesiz Kürt olmak sahtekar bir Kürtlüktür. Bize diyorlar ki ‘Her dil güzeldir. Bir lisan, bir insandır…’

    Bazıları da, bilhassa okumuşlar, Türkçe dışında başka dillerde biliyorlar fakat kendi dilleri olan Kürtçeyi bilmiyorlar ve en acısı da oturup öğrenmek için bir çaba harcamıyorlar.

    “Sizin tel örgülerle bölünmüş bir vatanda tel örgülerin arasında yaşamak zorunda kalan, gizlenmeye zorlanan, tüm karakteristik özellikleri silinmeye çalışılan bir halkın hikayesini çağrıştıran eserleriniz; Mahmut Şakar’ın yazısında bahsedilen Öcalan üzerinden tecride zorlanan bir halkın hikayesiyle birbirlerini tamamlıyorlardı.”

    Bu tespitiniz içinde şunu söylemek istiyorum: Kürtlerin varlığı tarihin derinliği kadardır ve Ahmedi Xani’den bu yana millet ve devlet olma çabası içindedirler ve en az bir yüzyıldır bunun için savaşıyorlar. Kürtlerin şu anki durumu Lozan Antlaşması’ndan bu yana yani 89 yıldır bu şekildedir ve bir esaretin içindedir. Yani Kürtlerin tecridi Öcalan’la başlamamıştır, Kürtler 89 yıldır tecrit altındadır. Bahsettiğin grafik Kürdistan tecridini anlatmaktadır, Öcalan’ın tecridini değil. Öcalan 14 yıl önce Suriye’deydi ve özgürdü ama Kürt milleti o zamanda tecrit ve esaret altındaydı. Ben bir milletin var oluş ve yok oluşunu, özgürlüğünü ve bir milletti tek bir kişiye bağlamıyorum.

    Diğer yandan da biliyoruz ki Öcalan bağımsız Kürdistan’ı istemiyor. Kürt aydınlarının 1919’daki bayraklarını, 1946 Kürdistan Cumhuriyetini tanımıyor. Öcalan kendini Kürtçe savunmak istemedi. Öcalan Atatürk’ün takipçisidir. O Mustafa Kemal ki Kürtleri kandıran ve esir düşürendir.

    Aynı zamanda yine söylemek istiyorum; Öcalan Kürtçeye hiçbir değer vermedi. Beka’daki gerillaların eğitimi Kürdistan dağlarında Türkçe yapılıyordu. Irak, İran, Suriye Kürtleri PKK’nin içinde Türkçe öğrenmiştir. Bugün de bu partinin medya dili, internet dili çoğunlukla Türkçedir. Legal ve legal olmayan siyasette de mücadele halen çoğunlukta Türkçedir. KCK’lilerin Kürtçe savunma istemesi şekilseldir, bir temele dayanmamaktadır. Nitekim bu kişilerin çoğu kendi evlerinde Türkçe konuşmaktadır. Önemli olan, bu dilin hem evde, günlük hayatta konuşulması; hem de mahkemelerde savunma dili olarak kullanılmasıdır. Bu Türklere büyük bir hizmettir. Çok az kişi ve güç PKK ve Öcalan kadar Türkçeye hizmet etmiştir. Fethullah Gülen de Türkçe olimpiyatlar düzenleyerek Türkçeye hizmet etmektedir. Ve kendi okullarında Türkçeye hizmet etmektedir. Fakat bu tür eğitimleri Gülen’den alan farklı ülkelerdeki çocukların bir farkları var Kürtlerden: Onlar, Kürtler gibi esir bir milletin çocukları değildir. Kürtlerin Türkçeye olan bu aşkı çok acı verici bir olaydır. Kürtler kendi dilini bırakıp kendini Türkçe ifade ettiklerinde o zaman Türklere hizmet ediyorlar ve zaten Türklerin de Kürtlerden istediği budur. Kürtler dillerine ihanet ettiğinde Türklerin istediği Kürtler oluyorlar. Ve dillerine ihanet eden Kürtler artık bu durumu çok normal kabul ediyorlar ve Türkçeyi çok normalmiş gibi tercih edebiliyorlar.

    Burada yeniden tekrarlıyorum: Hiçbir eserimin Türkçe bir çalışmanın yanında yer almasını istemiyorum. Ve lütfen eserlerimi blogunuzdan çıkarın ve bir daha da orada yayınlamayın. Benim eserlerim Kürtçeye aittir, benim dilimi yasaklayan öldüren Türk Devletinin diline değil.”

    • BulentKa said

      Bu mektupla ilgili kısaca bir kaç şey söylemek istiyorum:

      Birincisi; Türkçe, Türk devletinin dili değildir. Türk halkının dilidir. Ve bir devlet dili olarak -Kürtçe de dahil- bütün diller yavandır ki, Türkçe sivil haliyle benim için şu hayattaki en değerli şeylerden biridir. Kürtçeyi savunmak için Türkçeye küfür etmem gerekmiyor. Kürtçe bilenlerin yapabileceği ve bizlere katabileceği elbette çok şey var ama;

      Kürtçeyi savunmak için Türkçeye küfür etmelerine gerek yok. Bu,Türkçeyi savunmak için Kürtçeye küfür edenlerden farksız kılıyor onları.

      İkincisi; Öcalan Suriye’de özgürdü, demek bana basbayağı gülünç geliyor. Uzun uzun aksini kanıtlamayı denemeyeceğim. Buna gerek de yok. Ama şunu söylemek lazım: Bu, aynı zamanda mektubun sahibinin bir Kürt olarak Yunanistan’da özgür olduğunu ve bugün sürgünde yaşayan bütün Kürtlerin yaşadıkları yerde özgür olduğunu söylemeye gelir. Ki böyle olmadığını kendimizden, arkadaşlarımızdan, ailelerimizden biliyoruz.

      Son olarak; yurtdışında yaşayanlara kültür meseleleri çok öncelikli geliyor. Orada epey vakitleri oluyor, bu konuda kendilerini geliştiriyorlar. iyi de yapıyorlar ama bu arada Türkiye’de insanların ne şartlarda, hangi zorlukları aşarak sırayı Kürtçeye getirdiklerini unutuyorlar.

      Kürtçe bilmeyen bütün Kürtleri işbirlikçi ve konformist olarak görmek alabildiğine mesnetsiz elbette ama ondan öte faydasız ve hastalıklı geliyor bana.

      Neyse ki, devam ettiğim Kürtçe kursunda kimse bana bu tür ithamlarda bulunmadı, başkalarına da bulunulduğunu görmedim. En azından bu sevindirici: Kürtçeyi öğretmenin, Kürtçe öğrenmeyi teşvik etmenin yolu bu çünkü.

  3. Yên ku meraq dıkın, dıkarın jı vê derê ditına mın ya lı ser wergera ku Ayşegül Ertaş kıriye û her wusa ji bersıva mın jı xwe ra bıxweynın: http://huneruraman.blogspot.gr/2012/12/rexne-prensipen-j-bo-zmaneki-bndest-u-d.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: