Mahmoud Darwish

****

Gerçek şiir, kişisel deneyimden kolektif deneyimi süzen çok özel bir kimyasal karışımdır. Şiir, daha katlanılabilir bir gerçekliği fark ettirmek için mecazlara ihtiyaç duyar ve bu mecazları yaratır. Cezaevindeyken şiirsel bir bakış açısından işkencecimi bir mahkûm olarak görüyordum, kendimi ondan daha özgür hissediyordum, çünkü benim sadece özgürlüğümü elimden almışlardı, kendimde ötekini tanıma becerim hâlâ yerindeydi. Fikrim değişmedi. Düşmanın sayısız maskesi var. Ortak yanlarımız mevcut ve bu karmaşık insani şartlarda rollerin değişmesi de mümkün. Ama ben düşmanın benim için seçtiği o fotoğrafa sıkışmak istemiyorum. Kaybedenlerin yanında bir yer seçtim. Kendimi Troyalı bir şair gibi hissediyorum. Kendi yıkımlarını anlatma hakkından bile feragat eden o şairlerden biri gibi.”

 ****

“Bu arada,  kamplara her yolum düştüğünde ya da televizyonu her açtığımda hep aynı fotoğrafı görüyorum: Taşıyabildiği eşyalarını ve çocuklarını sırtlamış, Refah, Gazze ya da Lübnan’daki bir kamptan kaçan bir kadın. Çığlık attığını görüyorum. Ellerini semaya kaldırdığını. Ama sema cevap vermiyor. Bu kadın yıllar önce benim annemdi, sonra kız kardeşime dönüştü ve şimdi belki de benim kızım.

 ****

“Sürgün benim bir parçam. Sürgünde yaşarken toprağımı yanımda taşıyorum. Toprağımda yaşarken sürgünü yanımda hissediyorum. İşgal sürgündür. Adaletin yokluğu sürgündür. Saatlerce bir askeri kontrol noktasında beklemek sürgündür. Geleceğin şimdiden daha iyi olmayacağını bilmek sürgündür. Bekleyen günler her zaman daha kötüdür bizim için. Bu, sürgündür.

****

Bugün Filistinli şair Mahmud Dervişin ölümünün 5.yıldönümü. Yukarıdaki alıntılar farklı yerlerde verdiği röportajlardan seçilmiştir. İspanyolcalarını şuradan ve şuradan okuyabilirsiniz. (Boldlar bana ait.)

E. Said ve M. Derviş

Reklamlar

(…)

Adamın cesedi Ankara’da Kavaklıdere semtinde bir apartmanın girişinde bulunmuştu. Üzerinde eski bir palto vardı. Girişte yere oturmuş, radyatöre sırtını dayamış ve orada öylece ölüp kalmıştı. Bir tuhaflık vardı adamda. Yüzü ipince ve karakuruydu, ama vücudu şişman gibi gözüküyordu. Apartmanın girişinde cesedi soyup da üzerinde inceleme yapılamayacağı için morga kaldırmıştık.

Mermer otopsi masasının üzerinde sırtüstü yatan cesedin önce giysilerini çıkarmak gerektiğinden ve ölü katılığı oluştuğu için kollarını bacaklarını oynatarak bunu çıkarmak olanağı bulunmadığından otopsi yardımcısı makasla kesmeye başladı. Paltonun altındaki ince bir gömlekten sonra kat kat gazete kağıdı çıktı karşımıza. Bunlarla adam bacaklarına varıncaya kadar sarmıştı. Zaman içinde gazeteler vücudun kıvrımlarına tam bir uyum sağlayarak bir Mısır mumyasını sarıp sarmalayan sargılara dönüşmüştü. Ter ve pislik gazeteleri iyice birbirine yapıştırmış olduğundan tümü birden bir kalıp gibi çıktı. Şimdi adam otopsi masasının üzerinde çıplaktı ve artık o şişman görünüşten hiçbir iz kalmamıştı. Karşımızda karnı içine çökmüş, kemikleri derisinden fırlayacakmış gibi duran ve çocukların çizgilerden yaptıkları insan resmine benzeyen bir yaratık vardı.

Otopsi sonucuna göre ölüm nedeni açlıktı.

Bu benim gördüğüm ilk açlıktan ve yoksulluktan ölen insandı.

(…)”

Bir Savcının Not Defterinden, Çetin Yetkin, Ümit Yayıncılık, Ankara, Temmuz 1994. Sf.16-17.

Ben Ankara’da savcılık görevine atandığım günlerde 12 Mart (1971) muhtırası verildi” diye yazar Çetin Yetkin kitabında. Yukarıda aktardığımız vaka da gördüğü ilk açlıktan ölüm olduğuna göre 1970’lerin ilk yılları diyebiliriz kabaca tarih için.

Fotoğraflar Şilili kadın fotoğrafçı Paz Errázuriz’e ait. Errázuriz’in fotoğraflarına web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Paz Errázuriz'in "Infartos del alma"  serisinden

%d blogcu bunu beğendi: