Julio Cortázar: Öyküde Konu

Kasım 8, 2013

Cortazar

“(…)

Bana öyle geliyor ki, iyi bir öykünün çıkacağı konu her zaman sıradışıdır, ama bununla bir konunun olağanüstü, herkesin bilmediği, gizemli, alışılmadık bir şey olması gerektiğini söylemek istemiyorum. Tam tersine, her yönüyle alelade ve önemsiz bir anekdot ele alınabilir.

Bu sıradışılık, konunun bir mıknatısı andıran niteliğinden kaynaklanır; iyi bir konu koca bir bağlantılı ilişkiler silsilesinin çekim merkezidir, tüm bunlar yazarda kıvamlanır ve çok daha sonra okurda da olur aynısı. Sonsuz sayıda mefhum, karşılaşma, duygu ve hatta düşünce yazarın belleğinde ya da duyarlılığında hakikaten de, kelimenin tam anlamıyla, yüzüşürler.

İyi bir konu güneş gibidir, etrafında çoğu zaman farkına varılmayan bir gezegenler sistemi dönen bir yıldız gibidir, ta ki kelimelerin astronomu olan öykücü onların varlıklarını ifşa edinceye kadar. Ya da daha doğrusu, daha alçakgönüllü ve aynı zamanda daha güncel bir teşbihi deneyecek olursak, iyi bir konu atom sistemine benzer bir yapıya sahiptir, etrafında elektronlar dönen bir çekirdektir. Ve bir öykü, en nihayetinde, okur için bir hayat önerisi değil midir, bizi kendi içimizden çıkmaya ve çok daha karmaşık, çok daha güzel bir ilişkiler sistemine girmeye iten bir hamle değil midir?

Pek çok kez sorulmuştur bana, unutulmaz öyküleri unutulmaz yapan şey nedir diye. Onu okuduğumuz anın, başka pek çok insanın okuduğu anla, hatta belki yazarlarının onu yazdığı anla bile aynı an olması olabilir bu şey. İşte şimdi burada bir aradayız, okuduğumuz öykülerin üzerinden yıllar geçti, pek çok şey yaşadık, pek çok şey unuttuk. Ama bu küçük önemsiz öyküler, sonsuz edebiyat denizinin bu kum taneleri, hâlâ burada içimizde yaşamayı sürdürüyorlar.

Gerçekten de herkesin kendi favori öykü listeleri yok mudur? Benim var, bazı isimler verebilirim. Edgar A. Poe’dan William Wilson, Maupassant’tan Yağ Tulumu. Ve küçük gezegenler dönmeyi sürdürüyor: İşte Truman Capote’den Bir Yılbaşı Öyküsü, Jorge Luis Borges’ten Tlön, Uqbar, Orbis Tertius, Juan Carlos Onetti’den Un sueño realizado (Gerçekleşmiş Bir Düş), Tolstoy’dan İvan İlyiç’in Ölümü, Hemingway’den Elli Bin Dolar, Isak Dinesen’den The Dreamers (Düşçüler) ve böyle devam eder gider…

Daha önce de belirtmiştim, bu öyküler illa ki antolojilerde yer almak zorunda değildirler. O halde neden aklımızda kalırlar? Unutamadığınız öyküleri düşünün, göreceksiniz ki hepsi aynı karakteristik özelliğe sahiptirler: Aktardıkları basit anekdottan sonsuzca daha büyük bir gerçekliği birbirine bağlarlar, işte bu yüzden de bizi görünüşteki içeriğinden, metnin kısalığından kuşku duymamıza müsaade etmeyen bir güçle etkilerler.

Belli bir anda bir konu seçen ve ondan bir öykü yaratan bir insan, eğer bu seçimiyle -bazen kendisi de bilincinde olmadan- yarattığı esere küçük olandan büyük olana, kişisel ve yerel olandan insan doğasının en temeline doğru o masalsı açılımı dahil edebiliyorsa büyük öykücüdür. Tüm kalıcı öyküler içlerinde uyuyan devasa bir ağacı saklayan birer tohum gibidirler. O ağaç bizde büyür ve gölgesi belleğimize düşer.

Yine de bu anlamlı konular meselesini biraz daha açmak gerekir. Aynı konu bir yazar için son derece anlamlıyken, hiçbir ehemmiyeti olmaz bir başkası için. Yani, kesin olarak anlamlı ve anlamlı olmayan konular yoktur. Şu vardır ama: Belli bir yazar ve belli bir konu arasında belli bir anda oluşuveren gizemli ve karmaşık bir ittifak vardır. Zaten, ancak bu sayede aynı ittifak daha sonra belli öykülerle belli okurlar arasında da oluşabilecektir.

Bu yüzden, bir konunun anlamlı olduğunu söylerken, Çehov öykülerini ele aldığımızda söylediğimiz gibi, bu anlamlılığın büyük ölçüde konunun kendisinin dışında; bir miktar konunun öncesinde ve bir miktar da sonrasında olanla belirlendiğini görürüz. Öncesinde olan yazardır; taşıdığı insani ve edebi değerlerle, bir anlamı olan bir eser yaratma arzusuyla. Sonrasında olan; konunun işlenişindedir, öykücünün konu karşısındaki duruşunda, sözel ve biçimsel hamlelerinde, öyküyü sabitlediği son dokunuşlarda, konuyu öykü formuna sokuşunda ve son olarak onu kendisini aşacak bir eser olarak ortaya koymasındadır.

(…)”

***

Julio Cortázarın 1962 yılında Küba’da yaptığı “Algunos aspectos del cuento” başlıklı konuşmasının yine Küba’da yayınlanan “Casa de las Américas” dergisinin Temmuz 1970 tarihli Onuncu Yıl Özel sayısında yayınlanan versiyonundan yaptığım bu çeviri İzafi Dergisinin Eylül-Ekim sayısında “Öykünün Farklı Yönleri” başlığıyla yayınlandı. Burada benim seçtiğim küçük bir bölümünü okuduğunuz bu uzun metnin tamamını dergiden okuyabilirsiniz. (Boldlar bana ait.)

Julio Cortázar fumant la pipe dans sa maison de Saignon (Vauclus

Reklamlar

Bir Yanıt to “Julio Cortázar: Öyküde Konu”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: