roboski

 

Eğer (Allah göstermesin) Roboski’deki gibi sevdiklerimiz öldürülür ve katil(ler)i aranmazsa acıya ve utanca boğuluruz. Acının membaı malumdur; kaybımızdan gelir ama şahit olduğumuz adaletsizlikle katmerlenmiştir. Çünkü adaletsizlik de acı verir. Kabullenildiğinde insanı inançsız, sinik, boş vermiş yapar. Hayatın tüm büyüsünü bozar, her şeyi tatsız ve yavan eder. Adil değilse güzel değildir dünya. Soğuk ve acı yüklüdür. Şimdi Roboski’deki olduğu gibi.

Utanç ise şuradan gelir: Bize alenen, herkesin ortasında -hayatın ortasında- hakaret ediliyordur: “Sana kardeşinin katilinin -adaletin- peşine düşemeyeceğin bir dünya öneriyoruz.” diye bir cümle belirir havada ve bir an bile gitmez gözümüzün önünden. Susarsak acımız ve utancımız aldığımız her nefeste büyür, bizi boğar. Susamayız. Roboskililer gibi.

İzleyebileceğimiz tek yol vardır: İnsanlara anlatmak ve onları bizimle birlikte savaşmaya çağırmak. Roboskililerin yaptığı gibi. Aktarmak önemli, çünkü bu rezil teklif bulaşıcıdır. Öğrenildiği anda üçüncü kişiye de teklif edilmiş olur: “Sana oğlunun katilinin -adaletin- peşine düşemeyeceğin bir dünya öneriyoruz.”

Peki Roboski’de 34 genç ve çocuk bombardımanla öldürüldüğünde
ve katilleri aranmadığında
ve bulunup yargılanmadığında
ve yerlerine para önerildiğinde
ve bunlar televizyonlardan, gazetelerden
tüm ülkenin gözü önünde yapıldığında…

Geçen iki yılda nasıl bir cümle belirdi gözümüzün önünde? Nasıl bir rezil teklife büründü yaşananlar? Bize nasıl bir yaşam, nasıl bir ülke, nasıl bir rejim sunuldu?

Bizi bombalarla 30’ar 40’ar öldürebilecekleri,
Katilleri kollayıp saklayacakları,
katilleri aramıza salacakları,
her şeyin değerini paraya vurabilecekleri,
zalimin zenginin alenen keyif çattığı
mazlumun yoksulun bakıp korktuğu
ve hep sustuğu
ve hep sustuğu
ve hep sustuğu…

Peki biz dünyaya bakmaya, korkmaya ve susmaya mı geldik?

Bize alenen ‘34 çocuğumuzun katledildiği’ bir olayı ‘fazla kurcalamamamızı’ öneren bir hayat yaşamaya değer mi, bir ülke bizim olabilir mi, bir rejimle mücadele etmek gerekmez mi?

Böyle bir hayatı kabul edebilir miyiz?

Em wê jînê qebûl nakin.

Roboskililer gibi…

Reklamlar

İlk Buluşmalar (1962)

Birlikte olduğumuz her an
bir şölendi, newroz şenlikleri gibi,
koca dünyada bitek ikimize. Sen
pervasız ve hafiftin kuş kanadından bile,
bir rüzgar gibi inerdin merdivenlerden
ikişer ikişer aşıp basamakları, bir çırpıda
nemli leylakların arasından kendi
topraklarına alırdın beni, aynanın öte yanına.

Gece olunca haz bahşedilirdi bize
açılırdı kutsal kapıları tapınağın
karanlıkta ışıldar, ağır ağır
aramıza uzanırdı çıplaklığımız.
Uyanınca varlığına şükrederdim, yine de bilirdim
minnettarlığımın karşılıksız kalacağını. Sen
uyurdun ve o göksel mavilikleriyle
okşayabilmek için kirpiklerini, masadan üzerine eğilirdi leylaklar,
o mavilikle okşanan kirpiklerin
dingin olurlardı ve ellerin hep sıcaktılar.

Nehirler çağıldardı elindeki kadehin içinde,
dağların başı dumanlanırdı,
yakamoza boğulurdu denizler,
sonra sen elinde o camdan atmosfer,
tahtında uyuyakalırdın
ve Aman Allahım!, sen yanımdaydın.
Uyanırdın ve biçim alırdın,
insanların her gün söylediği sözcüklerin,
ağızlardan taşan şen şakrak
sözlerin biçimini alırdın; ve sen kelimesi
yeni anlamına bürünürdü: artık “çar”ımdın.
Seninle tüm alem başka bir şeye dönüşürdü,
sıradan şeyler bile biçim alırdı bir anda,
her şey; testimiz, kadehler -nöbetçi
gibi dururken aramızda ve bir biçim alırdı
o durgun sıvı, katman katman lakin çetince.

Sürüklenirdik, nereye olduğunu bile bilmeden,
ve seraplar misali;
masalsı şehirler açılırdı önümüze
ayaklarımızın altına serilirdi kuzu kulakları,
kuşlar aynı rotayı izlerdi bizimle
akıntıya karşı yüzerdi balıklar nehirde
ve gökyüzü gözlerimizin önüne sererdi her şeyini.

Bunlar olurken, kader hiç bırakmazdı peşimizi,
elinde usturasını bileyen o manyak hep izlerdi bizi.

***

Ben Arseni Aleksandroviç Tarkovski‘nin (1907-1989) bu çok sevdiğim şiiirini İngilizce ve İspanyolcasından karşılaştırarak çevirmeye çalıştım. Aşağıya da yalnızca şiiri dinlemek isteyenler için, oğlu Andrey Arsenyeviç Tarkovski‘nin (1932-1986) Ayna filminden bu şiirin okunduğu sahneyi hiç alt yazısız haliyle ekledim. Selamla…

%d blogcu bunu beğendi: