bertoltbrecht
 

Cahilliğin en kötüsü siyaseten cahil olmaktır; siyaseten cahil olan kişi duymaz, konuşmaz, siyasal etkinliklere katılmaz. Hayat pahalılığının, fasulyenin, balığın, unun fiyatının; kira parasının, ayakkabı, ilaç parasının; tüm bunların siyasi kararlara bağlı olduğunu bilmez. Siyaseten cahil olan insan o kadar aptaldır ki, büyük bir gururla ve yüzünü buruşturarak siyasetten nefret ettiğini söyler. Zavallı budala seks işçiliği müessesesinin, sokak çocuklarının ve hırsızların en beteri olan ulusal ve çokuluslu şirketlerin hizmetindeki satılmış rezil siyasetçilerin kendi siyasi (b)ilgisizliğinin meyveleri olduğundan bihaberdir.

***

Aslında bu alıntının gerçekten de Brecht‘e ait olup olmadığı belli değil. Sözün nerede nasıl söylediğine dair sağlam bir kaynak yok. Buna rağmen, ben Brecht’in ağzına çok yakıştığı için Brecht olarak vermeyi tercih ettim. Bizim bildiğimiz Brecht değilse de, mutlaka ünlü olmamış, kendini yazıya ve düşünmeye vakfedememiş bir başka Brecht, anonim bir Brecht olmalı bunu söyleyen. Ben şahsen aramızda böyle çok fazla sanatçı, çok fazla düşünür olduğuna inanıyorum…

Gezi

sait

“(…)

Sabah erkenden kalkmış, yüzünü yıkarken, birden bir karaciğer kanaması olmuş. Günlerden 9 Mayıs 1954 Pazar.

Sait Faik, 10 Mayıs Pazartesi gece yarısından sonra fenalaşıp 11 Mayıs Salı, sabah üç sularında yaşama gözlerini yummuştur.

Kapıcı ile yukarı çıktım, biraz etrafı toparladım. Şaşkına dönen annesi elindekileri attığı gibi hastaneye koştuğundan darmadağınıktı her yer.

Yazmakta bir sakınca görmüyorum… Lavaboya, oraya buraya sıçramış kanları sildik. Kan bir anda geldiğinden yerleri de temizledik. Yazı masasının üzerini de topladım. Lautreamont’un (Maldoror Şarkıları) kitabını da sildim. O şaşkınlıkla kendini odasına attığından masasının üzeri de dağınıktı. Kısacası, annesinin, gelirse görmeye dayanamayacağı durumu kapıcı ile düzene koyduk. Nitekim hastaneye gittiğimde, bana gizlilikle, evi toparlayıp toparlamadığımı sordu.

Hastane koridorları, odasının önü hareket halindeydi. Öbür koğuşların hemşireleri Sait’i görmeye geliyorlardı. Kendine bakan hemşire öbürlerine anlatmış. Çok şeker bir adam, diyorlardı. Hepsine ayrı ayrı takılmış, şakalar yapmış.

İstanbul tam anlamıyla, hastalığı duyuldukça ayağa kalkmış sayılabilirdi. Ziyaretçiler ardarda geliyor, telefonlar durmadan çalışıyordu. Hastane personeli, biraz da “o adam”ı merak etmekteydi. Böylesi durumlarla çoğu karşılaşmamıştı. Akademisinden, Üniversitesinden, Vilâyeti’nden, Ankara’dan, dört bucaktan herkesi ayağa kaldıran “bu tanımadıkları adam” kimdi…

Bilenlere bir şey anlatmanın söz ya da yazı biçemi (üslubu) ile bilmeyenlere anlatmanın biçemi apayrıdır. Ben burada, daha çok o günlerin uzağında olanlar için, bir kişi’nin yaşamından somut bir kesimi aldım.

Söz götürmez sanatçı kişiliği ölümsüzlüğünü sürdürüyor, sürdürecek.

Gene, şimdi genç kuşaklara, yaşayacak Sait Faik’den birkaç anı ileteyim…

(…)

Hürriyet gazetesine öyküler yazıyor, röportajlar yapıyordu. (Daha önce 7 Gün’de yazmışlığı vardı. “Medâr-ı Mâişet Motoru” ilkin Sedat Simavi’nin 7 Gün’ünde yayınlamıştı.)

Biriken birkaç yazının paralarını almaya gitmiş. Bakmış ki öykülerine beşer lira biçmişler, röportajlarına onar lira. Hışımla Sedat Simavi Bey’e çıkmış, durumu anlatmış:

Galiba muhasebede bir yanlışlık oldu efendim, demiş. Hikâyelerime on lira, röportajlarıma beş lira çıkartılacakken ters hesap yapılmış demiş.

Sedat Bey’in cevabını hayretler içinde anlattı:

Sait Bey, demiş Sedat Simavi. Yanlışlık değil. Hikâye yazmanız için bir külfete, bir masrafa gereksinmeniz yok. Bir kâğıt bir kalem kâfi. Ama röportaj yapmak için, bir yerlere gidiyorsunuz, ne bileyim, vapura, trene falan biniyorsunuz. Yol parası veriyorsunuz, icabında beklemek gerekiyor, bir kahveye falan oturup çay-kahve içiyor, masraf ediyorsunuz.

Sait aklına o güne kadar hiç gelmemiş olan bu düşünce biçimine şaşırmış kalmıştı. Öykülerine bu karşılaştırma ağırına gitmişti. Sanıyorum bundan sonra o işe devam etmedi.

(…)”

Özdemir Asaf, Sait Faik’in Kişiliği ve Son Günleri, Milliyet Sanat Dergisi, Sayı: 323, 14 Mayıs 1979, İstanbul. Sf.14-16. Metnin tamamını evvel.orgda yayınlanan şu kupürden okuyabilirsiniz. Boldlar bana ait.

***

Bu sene sait faik‘in ölümünün 60. yıldönümü. Bu vesileyle, en azından ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs 2014’e kadar, sait faik kitaplarından seçtiğim bazı pasajları radyo sait faik başlığı altında paylaşacağım.

saitfaik

Sait Faik’in son fotoğrafı: Emirgan Çay Bahçesi’nde, Nisan 1954 (Özdemir Asaf’ın Albümünden).

%d blogcu bunu beğendi: