2015: Hoş Geldin Yeni Yıl

Aralık 31, 2014

***

Ben “Hoş geldin yeni yıl” diyorum ama içimden bir ses onun da bana gayet kinayeli “Hoş geldin güzel kardeşim” dediğini söylüyor. Bilmiyorum size de öyle geliyor mu? Biz mi ona giriyoruz, o mu bize giriyor? Gerçekten bilmiyorum…

Bildiğim tek şey yukarıdaki animasyon çok güzel ve pek ilgisi olmadığı halde bana çocukluğumun yılbaşı gecelerini hatırlatıyor. Belki size de başka şeyler hatırlatır. Paylaşmak istedim…

Hoş geldin 2015. Ama biz de hoş bulmak istiyoruz, bilesin. Hepinizin Yeni Yılı Kutlu Olsun…

Sait Faik-Ara Güler

sait faik. fotoğraf: ara güler

 

Edebiyatta Tasfiye Davası: 1

BİZE HALİT ZİYA’YI TAVSİYE ETMEYİNİZ. BİZE PRUST’U ÖNE SÜRÜNÜZ. BİZ ZEVK YERİNE FAYDA BEKLİYORUZ!

Bin türlü azap içinde söylemeye utandığım ve bin bir kapalı kelime ile kendilerinden istifade edebileceğimiz kimse olmadığını sessizce, patırdısızca anlatmaya çalıştığım konuşmama kim cevap verseydi susar, aldırış etmez ve hattâ haklı bulurdum. Fakat hocam Hakkı Suha’nın «İnkâr bataklığında» dolaştığımızı ifade eden satırlarına dayanamadım.

Bu Türkçe bize ne Halit Ziya’dan ne de hattâ Ömer Seyfettin’den ve Yakup Kadri’den geliyor. Çünkü bir lisanın öğrenilmesi için her memlekette, her dilde bir klasik muharrir zümresi vardır. Fransızca öğrenirken evvelâ klasikler öğrenilir. Ve en temiz Fransızcayı klasikler yazmıştır. Yalnız klasiklerin bazı kelimeleri o günkü kuvvetlerini kaybetmiş, bazen de o gün bir eğlence telâkki edilen kelimeler bugün bir küfür haline gelmiştir. Yani kelimeler ya sens cihetiyle kuvvetlenmiş yahut zayıflamıştır. Yoksa construction hiç değişmemiştir.

Şimdi bizde mademki klasik yoktur; o halde lisanımızı da klasiklere borçlu değiliz. Kime borçluyuz?. Hocamıza, anamıza, babamıza, köye, şehre, etrafımıza ve cemiyete borçluyuz. Binaenaleyh lisan cihetinden Hüseyin Cahid’in sarf ve nahvinden gayri hiçbir borcumuz olmıyan dünkülere ne cihetten perestiş edelim?

(…)

Mesele, burada okumak meselesidir. Şimdiki halde okumam lâzımdır demiştim. Ve benim okumam bir kari okuması olmıyacaktır. Mademki yazı yazmak istiyorum. O halde ben artık Türkiye’de bir kari değilim demektir. Yani zevkim için okumuyorum. İstifadem için okuyorum demektir. Yoksa Falih Rıfkı’yı da, Yakup’u da, Ömer Seyfettin’i de okuyup zevk duyuyorum. Fakat bana hiçbir şey vermiyorlar.

Vermiyorlar diyorum. Bu vermediler demek değildir. Nihayet bir orta tahsil kadar. Ondan sonra artık bana zevkten başka bir şey veremiyorlar. O halde zevkten, histen başka bir şeyler arıyorum. Bunlar nedir? Fikir, ruh, psikoloji, felsefe velhasıl hayat problemidir. Okuduklarım buna cevap veriyorlar mı? San’at bir araştırmadır. Yoksa bir hakikat, bir bulma, bir keşif değildir. Hayatın sırrı diyelim. Erişilmez bir saadet diyelim. Bunu arıyanlar maalesef bizde yok. Ortada inkâr edilen bir şey yok. Bizde muharrir, şair, romancı var. Fakat mademki bir yeni nesil ortaya çıkmak üzeredir. O halde bu yeni nesil zevklerinden fedakârlık yapıp, kafasını elleri içine alıp düşüneceği eseri okumalıdır. Ve ben de size hiç tereddüt etmeden derim ki, bu eser ortada yoktur. Şimdiye kadar da bu zaruret anlaşılmamıştır. Bugün anlaşılmış mıdır?.. Evet Kültür haftası onun için çıkıyor. Bu bizim için büyük bir şeydir.

İnkâr edilmez acı bir hakikat varsa, zevkimizle, hissimizle hareket etmemizdir. İnsanı, hayatın problemini, ne olduğunu düşünmeye bile cesaret edememişizdir. Binaenaleyh müsaade ederseniz Halit Ziya’yı modern genç bir romancı telâkki edeyim ve yeniden bastırdığı bazı hikâyelerini ve romanlarını ancak büyük bir zevkle boş zamanlarımda okuyayım.

(…)

Kendilerinden sonra geleceklere ne bir modern felsefe, ne bir fikir, ne bir lisan bırakmıyan insanlar var mıdır? Hocam, Peri ile Çoban hikâyesi güzel olabilir. Bu bizim hassas tarafımıza dokunur. Çarşaflı kızlar hakikaten muhayyelemizi gıcıklar. Hakikaten yalnız histen ibaret insanlar oluveririz. Nitekim Yusuf Ziya’nın şiirleriyle hasta düşmüş, sinirleri bozulmuş, yahut hoppalaşmış züppeleşmiş insanlar vardır. His, her sanatkârın, her insanın malik olduğu bir şeydir. Hattâ hayvanların bile… Fakat his kâfi değildir. Başımız olmadan da şiir yazabilirdik. Evet şu kafamız olmasaydı ve biz boynumuzdan yukarıda hiçbir şey taşımadan yaşayan mahlûklar olsaydık ve yazı yazmasını ellerimiz olduğu için bilseydik gene şiir yazabilirdik. Gene Halit Fahri kadar tiyatro, Reşat Nuri kadar roman yazabilirdik. Demek ki daha başka bir şey istiyoruz. Lisanımızı anamıza babamıza bir sarf ve nahiv kitabına borçluyuz. Hislerimizi de Allaha. Fakat biz kafamızı borçlandıracak yer arıyoruz. Ben Prust, Jid, Dostoyevski, şu ve bu dedim. Öteki Bodler, Renbo desin: Beriki Edgar Po desin. Daha ötekiler Şekspir, Göte, Şiller desinler. Necat oradadır. Kafalarımız bunlara borçlanmadıkça bizi de gelecek bir başka nesil inkâr edecektir.

***

sait faik, bütün eserleri 10, açık hava oteli – konuşmalar mektuplar, bilgi yayınevi, dördüncü basım, ocak 1988, Ankara. Sf. 93-96. (Kaynak kitapta ilk olarak “Kurun” gazetesinde 23 Mart 1936’da yayınlandığı belirtilmektedir.) Boldlar bana ait.

Bu sene sait faik‘in ölümünün 60. yıldönümü. Bu vesileyle, en azından ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs 2014’e kadar, sait faik kitaplarından seçtiğim bazı pasajları radyo sait faik başlığı altında paylaşacağım.

Sait ve Nazım

efser berk, sait faik, münevver andaç, peride celal, nazım hikmet. fotoğraf: vedat günyol

***

ABD’li sinemacı Ira Sachs 2010 yılında hayatını AIDS sebebiyle kaybeden New Yorklu sanatçıların anısına bir kısa film hazırladı. Filmin adı Son Adres: AIDS’ten Ölen Bir New Yorklu Sanatçı Kuşağı için Bir Ağıt‘tı. Adından da anlaşılacağı üzere filmde AIDS nedeniyle ( çoğu 90’ların ilk yarısında ve daha 50’inci yaşlarını görmeden) ölen bu New Yorklu sanatçıların hayatlarını kaybettiklerinde yaşadıkları  son evler, sokaklar, mahalleler gösteriliyor. Yukarıdaki kısa filmde LGBT hareketinin gelişimine büyük katkılar sunmuş bu sanatçıların son nefeslerini verdikleri o sokakları görebilir, aşağıda ise bu sanatçılardan bazılarına ait alıntıları okuyabilirsiniz. İyi seyirler, iyi okumalar. 1 Aralık Dünya AIDS Gününüz Kutsuz Olsun…

***

“Ben AIDS’le yaşayan bir sanatçıyım. İran doğumlu bir eşcinselim. Hayatım boyunca hep damgalanma ve önyargılarla ilgili sorunlarla boğuşmak zorunda kaldım. Acılarımı ve neşelerimi ifade etmek için sanatın gücünü keşfettiğimde, benim için bu Allahın cezası sorunlarla boğuşmanın, yaratma sürecine tüm benliğimle katılmaktan başka bir yolunun olmadığı iyice belli olmuştu. Bir sanat eseri bir kişisel terapi değildi diğer insanların gerçeklikleriyle bir bağ kurmaktı. Büyüyüp olgunlaştıkça bireysel mücadele ve çatışmalarla evrensel mücadele ve çatışmalar arasında her zaman bir ilişki olduğunu daha da çok fark ettim. Zaten bana eserlerimde deneysel olma özgürlüğünü veren şey de, ironik ama tam da bu bilginin kendisi oldu.” Reza Abdoh (1963–1995)

***

“Stonewall’den yirmi üç yıl sonra, geyler hala kendilerine dair samimiyetle çizilmiş çok az imgeye sahipler ve bu iyi örneklerin çoğu da edebiyatımızda ortaya çıktı. Gey insanlar kendilerini görmek istiyorlar –filmlerde, oyunlarda, televizyonda ve resimlerde. Ama bu çok nadir oluyor. Elbette, biz de kendimizi resimlemeliyiz. Bunlar bizim resimlerimiz.” Patrick Angus (1953–1992)

***

“Ben dindar değilim, eşcinselim ve Castro karşıtıyım. Ve bu halimle dünyanın her yerinde asla bir kitap yayınlayamamak ve sürekli toplumun dışında yaşamak için gereken tüm şartlara sahibim.” Reinaldo Arenas (1943–1990)

***

“Pek çok sanatçı çok düz (straight), ciddiyetlerinde de düzler, yapmaya çalıştıkları işlerde de. Ben çok daha duygusal olduğumu düşünüyorum, çok daha coşkulu (ga-ga) olduğumu…” Joe Brainard (1942–1994)

***

“Tanrı bir bitimsizlikti, ama bu arada içimdeki bu hastalık, bu ölüm, bu küçük, sıkı sıkıya tanımlanmış yavan hal, her hangi bir mucize –ya da bilgilendirme içermeyen, tek ve mükemmel bir gerçekti.” Harold Brodkey (1930–1996)

***

“Dünyada çok fazla güzellik var. Sanırım benim en çok sorun yaşadığım şey bu.” Howard Brookner (1954–1989)

***

“Isis biliyor hiç kolay olmadı bu!/ Çok çalışarak emekle queen olundu!/ ve dışarıda benim temsil ettiğim şeyi sevmeyenler var/ Ama yok öyle yağma! Burada olmak benim hakkım!” Ethyl Eichelberger (1945–1990), Nefertiti isimli oyunundan

***

“Bir şey boyanmak istediğinde bana haber gönderir” Luis Frangella (1945–1990)

***

“Benim dünyaya katkım çizme yeteneğimle oldu. Dayanabildiğim kadar uzun zaman, becerebildiğim kadar çok insan için çizebildiğim kadar çok şey çizeceğim. Çizmek temelde prehistorik zamanlarda yapılan şeyle hala aynı. İnsanı ve dünyayı bir araya getirir. Yaşamını büyüleyerek sürdürür.” Keith Haring (1958–1990)

***

“Çoğu gey tiyatro ya özür diliyor ya da teşekkür bekliyor. Benim yaptığım şey gey tiyatro değil –çok daha kötü bir şey. Ben hoş görülmeyi istemiyorum. Hoş görülmek beni ilgilendirmiyor.” Charles Ludlam (1943–1987)

***

“Ben beklenmedik olanı arıyorum. Daha önce hiç görülmemiş şeylerin peşindeyim… O fotoğrafları çekmek için olmam gereken yerlerdeydim. Kendimi onları ortaya çıkarmaya zorunlu hissediyordum” Robert Mapplethorpe (1946–1989)

***

“Neyse ki ben sana ölmeyeceğini söyleyen ilk kişi değilim. Sen yalnızca bedenini kaybedeceksin. Nasılsan öyle kalacaksın, yalnızca artık kira ya da kredi borcu ya da şık giyinmek için endişelenmene gerek olmayacak. Cinsel takıntılarından kurtulacaksın. Artık uyuşturucuya bağımlı olmayacaksın. Alkole ihtiyaç duymayacaksın. Artık selülitlerin ya da sigara ya da kanser ya da AIDS ya da zührevi hastalıklar konusunda kaygılanmayacaksın. Özgür olacaksın.” Cookie Mueller (1949–1989)

***

“Gelecek şimdidir. İnsanlar her zaman geleceğin gelmesini beklerler. Bence hemen şimdi şu anda girişelim her işe. Gelecek burası. Gelecek başladı.” Klaus Nomi (1944–1983)

***

“Hollywood, mitlerin şu büyük yaratıcısı, düz (straight) insanlara geyler hakkında ne düşünmeleri gerektiğini öğretti…ve geylere de kendileri hakkında ne düşünmeleri gerektiğini.” Vito Russo (1946–1990)

***

“Görünmez kelimelerimi haykırıyorum. Ama o kadar yoruluyorum ki. Git gide bitkinleşiyorum. Buradan sana el sallıyorum. Sürünüyorum ve sürünerek son ve tam bir boşluğa açılan o deliği arıyorum.” David Wojnarowicz (1954–1992)

***

Last-Address-postcard

%d blogcu bunu beğendi: