radyo sait faik: türkçe ve türkçe edebiyat üzerine

Aralık 8, 2014

Sait Faik-Ara Güler

sait faik. fotoğraf: ara güler

 

Edebiyatta Tasfiye Davası: 1

BİZE HALİT ZİYA’YI TAVSİYE ETMEYİNİZ. BİZE PRUST’U ÖNE SÜRÜNÜZ. BİZ ZEVK YERİNE FAYDA BEKLİYORUZ!

Bin türlü azap içinde söylemeye utandığım ve bin bir kapalı kelime ile kendilerinden istifade edebileceğimiz kimse olmadığını sessizce, patırdısızca anlatmaya çalıştığım konuşmama kim cevap verseydi susar, aldırış etmez ve hattâ haklı bulurdum. Fakat hocam Hakkı Suha’nın «İnkâr bataklığında» dolaştığımızı ifade eden satırlarına dayanamadım.

Bu Türkçe bize ne Halit Ziya’dan ne de hattâ Ömer Seyfettin’den ve Yakup Kadri’den geliyor. Çünkü bir lisanın öğrenilmesi için her memlekette, her dilde bir klasik muharrir zümresi vardır. Fransızca öğrenirken evvelâ klasikler öğrenilir. Ve en temiz Fransızcayı klasikler yazmıştır. Yalnız klasiklerin bazı kelimeleri o günkü kuvvetlerini kaybetmiş, bazen de o gün bir eğlence telâkki edilen kelimeler bugün bir küfür haline gelmiştir. Yani kelimeler ya sens cihetiyle kuvvetlenmiş yahut zayıflamıştır. Yoksa construction hiç değişmemiştir.

Şimdi bizde mademki klasik yoktur; o halde lisanımızı da klasiklere borçlu değiliz. Kime borçluyuz?. Hocamıza, anamıza, babamıza, köye, şehre, etrafımıza ve cemiyete borçluyuz. Binaenaleyh lisan cihetinden Hüseyin Cahid’in sarf ve nahvinden gayri hiçbir borcumuz olmıyan dünkülere ne cihetten perestiş edelim?

(…)

Mesele, burada okumak meselesidir. Şimdiki halde okumam lâzımdır demiştim. Ve benim okumam bir kari okuması olmıyacaktır. Mademki yazı yazmak istiyorum. O halde ben artık Türkiye’de bir kari değilim demektir. Yani zevkim için okumuyorum. İstifadem için okuyorum demektir. Yoksa Falih Rıfkı’yı da, Yakup’u da, Ömer Seyfettin’i de okuyup zevk duyuyorum. Fakat bana hiçbir şey vermiyorlar.

Vermiyorlar diyorum. Bu vermediler demek değildir. Nihayet bir orta tahsil kadar. Ondan sonra artık bana zevkten başka bir şey veremiyorlar. O halde zevkten, histen başka bir şeyler arıyorum. Bunlar nedir? Fikir, ruh, psikoloji, felsefe velhasıl hayat problemidir. Okuduklarım buna cevap veriyorlar mı? San’at bir araştırmadır. Yoksa bir hakikat, bir bulma, bir keşif değildir. Hayatın sırrı diyelim. Erişilmez bir saadet diyelim. Bunu arıyanlar maalesef bizde yok. Ortada inkâr edilen bir şey yok. Bizde muharrir, şair, romancı var. Fakat mademki bir yeni nesil ortaya çıkmak üzeredir. O halde bu yeni nesil zevklerinden fedakârlık yapıp, kafasını elleri içine alıp düşüneceği eseri okumalıdır. Ve ben de size hiç tereddüt etmeden derim ki, bu eser ortada yoktur. Şimdiye kadar da bu zaruret anlaşılmamıştır. Bugün anlaşılmış mıdır?.. Evet Kültür haftası onun için çıkıyor. Bu bizim için büyük bir şeydir.

İnkâr edilmez acı bir hakikat varsa, zevkimizle, hissimizle hareket etmemizdir. İnsanı, hayatın problemini, ne olduğunu düşünmeye bile cesaret edememişizdir. Binaenaleyh müsaade ederseniz Halit Ziya’yı modern genç bir romancı telâkki edeyim ve yeniden bastırdığı bazı hikâyelerini ve romanlarını ancak büyük bir zevkle boş zamanlarımda okuyayım.

(…)

Kendilerinden sonra geleceklere ne bir modern felsefe, ne bir fikir, ne bir lisan bırakmıyan insanlar var mıdır? Hocam, Peri ile Çoban hikâyesi güzel olabilir. Bu bizim hassas tarafımıza dokunur. Çarşaflı kızlar hakikaten muhayyelemizi gıcıklar. Hakikaten yalnız histen ibaret insanlar oluveririz. Nitekim Yusuf Ziya’nın şiirleriyle hasta düşmüş, sinirleri bozulmuş, yahut hoppalaşmış züppeleşmiş insanlar vardır. His, her sanatkârın, her insanın malik olduğu bir şeydir. Hattâ hayvanların bile… Fakat his kâfi değildir. Başımız olmadan da şiir yazabilirdik. Evet şu kafamız olmasaydı ve biz boynumuzdan yukarıda hiçbir şey taşımadan yaşayan mahlûklar olsaydık ve yazı yazmasını ellerimiz olduğu için bilseydik gene şiir yazabilirdik. Gene Halit Fahri kadar tiyatro, Reşat Nuri kadar roman yazabilirdik. Demek ki daha başka bir şey istiyoruz. Lisanımızı anamıza babamıza bir sarf ve nahiv kitabına borçluyuz. Hislerimizi de Allaha. Fakat biz kafamızı borçlandıracak yer arıyoruz. Ben Prust, Jid, Dostoyevski, şu ve bu dedim. Öteki Bodler, Renbo desin: Beriki Edgar Po desin. Daha ötekiler Şekspir, Göte, Şiller desinler. Necat oradadır. Kafalarımız bunlara borçlanmadıkça bizi de gelecek bir başka nesil inkâr edecektir.

***

sait faik, bütün eserleri 10, açık hava oteli – konuşmalar mektuplar, bilgi yayınevi, dördüncü basım, ocak 1988, Ankara. Sf. 93-96. (Kaynak kitapta ilk olarak “Kurun” gazetesinde 23 Mart 1936’da yayınlandığı belirtilmektedir.) Boldlar bana ait.

Bu sene sait faik‘in ölümünün 60. yıldönümü. Bu vesileyle, en azından ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs 2014’e kadar, sait faik kitaplarından seçtiğim bazı pasajları radyo sait faik başlığı altında paylaşacağım.

Sait ve Nazım

efser berk, sait faik, münevver andaç, peride celal, nazım hikmet. fotoğraf: vedat günyol

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: