Bir Kitap: Lazistan’a Yolculuk -Nikolay Marr

Ocak 9, 2017

gonchareva

Yeşil ve Sarı Orman, Natalia Goncharova, 1912.

Lazistan’a Yolculuk

Nikolay Marr

“(…)

Güvertede duyduğum kadarıyla Lazcanın üç ana lehçesi bulunuyordu. Bunlar Atina [Pazar], Arkabi [Arhavi] ve Hopa lehçeleriydi.(sf.36)

Lazlar aceleyle yürümeyi pek sevmiyordu. Yoldan geçenler, hatta yabancılar bile, hızlıca yürüyen birini gördüklerinde, “Bir şey mi oldu?” diye soruyordu.(sf.51)

Vitze [Fındıklı], Arkabi ve Hopa’da şehir nüfusu köy nüfusuna nazaran daha hoşgörülü ve oldukça açık görüşlüydü. Her adımımızı takip eden bir de Türk polisi vardı.(sf.57)

“Atina’dan yola çıkan elmalar Trabzon’da yük gemilerine doldurulup İskenderiye’ye gönderiliyor. Armut çeşitliliği de göze çarpan noktalardan biri. Derlediğim sözlük için onlarca elma ve armut türünün yerel adlarını bir araya getirdim.(sf.87)

Getirilen mallar arasında göze ilk çarpan içinde gazyağı bulunan metal variller ve mısır ekmeğinin pişirildiği toprak kaplardı. Bu kaplara Hopa ağzında qitsi, Atina ağzında ise gresta diyorlar.(sf.88)

Vitze vadisinde atla yolculuk ediliyor. Eğer Vitze’den karayoluyla gitmeniz gerekiyorsa yükünüzü insanlar taşıyor. Cuma günü kurulan pazarlarda uzak köylerden Vitze’ye gelenler oluyor. Bir keresinde kağnı ya da at yokken yüklerin nasıl taşınacağına dair soruma karşılık burada kadınların yük hayvanı işi gördüklerini söylediler.(sf.92)

Vitze çevresi, genellikle Türk bürokrasisine memur sağlamasıyla biliniyor. Yalnızca buradan 300 kişi görev için gönderilmiş. Lazlar çoğunlukla okuma yazma gerektiren adli işlerde, telgrafçılıkta ve idari işlerde görevlendiriliyor. Vize çevresi ayrıca, İstanbul Darülfünunu’na gönderdiği öğrencilerle birlikte en çok entelektüel çıkaran bölge olmasıyla meşhur. Bugün yükseköğrenim kurumlarında Vitzeli 50 Laz bulunuyor.(sf.92)

Pazarda bugünlerde meyvelerden siyah incir, mayhoş üzüm ve pişmiş kestane var. Kestaneler boncuk gibi ipe dizilmiş ve çocuklar onları çapraz şekilde boyunlarına geçiriyorlar.(sf.93)

Lazlar kendilerini Jöntürk olarak görüyor. Fevzi Bey’in söylediğine göre hiçbir Laz, kendini Türk karşıdevrimine katılacak kadar küçük duruma düşürmez. Jöntürklerin gericilere –sözde gericiler- karşı tekrar kazandıkları zaferin ardından cezalandırdıkları ya da idam ettikleri arasında hiçbir Laz’ın adı geçmez. Ulus niteliklerini yitirmiş oldukları halde Lazların çoğu ilerici bir ruha sahip.(sf.96-99)

Lazların çoğu anadillerini küçümsüyor, ondan utanıyor ve çoğu zaman bu dili bildiklerini kabul etmiyorlar. (…) “Eh, bunlar çok eskide kaldı. Bunları sadece kadınlar bilir!” diye sözümü tekrar kesti Arkabili Beyefendi.(sf.101)

Hopa’da Laz alfabesini oluşturmaya çalıştığı için Abdülhamid rejiminin baskısından hayli mustarip olmuş Faik Efendi ile tanıştım. Hapse gönderilmiş, evi aranmış ve tüm çalışmaları, kitapları yakılmış. Öte yandan, rahatı yerinde olan Hopalı tüccar sınıfı, anadillerine karşı tam bir kayıtsızlık içerisinde. Örneğin herkes zengin Hopalı Ali Paşa gibi Lazca konuşabiliyor ancak onlar için asıl övünç kaynağı oldukça iyi Türkçe konuşmak.(sf.102)

Laz çocuklar çok sevimliler. Eski çocuk oyunlarını koruyabilmişler. En saf Lazcayı kadınlardan sonra çocuklar konuşuyor. Bu çocuklar parlak zekaları ile dikkat çekiyor. Ancak gelecekte, bu çocukların doğuştan sahip olduğu özellikler, kendilerini çevreleyen koşullar nedeniyle, bütün yerelliğini ve orijinalliğini yitirecek, onlar da pek çokları gibi renksiz ve sıradan bireyler olup çıkacaklar.(sf.103-104)

Lazların ulusal kazanımlarını her şeyden çok İslam yok ediyor. Ulemalar Lazları, yeryüzünde sadece 300 yıllık bir geçmişe sahip olduklarına inandırmış. Dahası Lazlar, Lazistan sınırları içindeki Hıristiyan yapılarının da Megrellere ait olduklarına inanmaktalar.(sf.104)

Başkalarından gördükleri zulüm ve içten içe kendilerini hor görmeleri Laz halk söylencelerinin, şiirlerinin ve hatta masallarının kaybolmasına yol açmış.(sf.105)

Pagan ya da Hıristiyanlık dönemine dayanan ve unutulmakta olan bir Laz bayramı bulunuyor. Litropi denilen bu bayramda Lazlar, köylerinden deniz kıyısına inerek yüzüyorlar. Bu geleneği özellikle kadınlar ısrarla devam ettiriyor.(107)

Yöreye özgü eğlencelerden biri de doğaçlama sözler eşliğinde yapılan grup dansları. (…) Çocuklar dışında kızlar ve erkekler birlikte dans etmiyor ancak kadınlar, tabii ki, kendi aralarında şarkı söyleyerek dans ediyorlar (trağoduman). Erkekler onlara katılamasalar da doğaçlama söylenen şarkılara kulak kabartarak ezberlemeye çalışıyorlar, çünkü Lazlar arasındaki en iyi şairler kadınlardan çıkıyor.(sf.107-108)

(…)”

Lazistan’a Yolculuk, Nikolay Marr, Rusçadan Çeviren: Yulva Muhurcişi, Aras Yayıncılık, Nisan 2016, İstanbul. Boldlar bana ait.

goncarova

Dini kompozisyon için süsleme, Natalia Goncharova.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: