bg01_21

Juanito Laguna fabrikaya gidiyor, Antonio Berni, 1977. 

“(…)

İş cinayetleri ve kadın cinayetleri elele

15 yaşın altında çocuk işçiler hala ölüyor. Şu soru akla geliyor: masabaşından 18 yaş altı 60 çocuğun çalışırken öldüğü bilgisine ulaşıyorsak, kaç milyon çocuk zorla çalışmaktadır ve hangi şartlarda? Sokakta çiçek, selpak satarken Haliç’e düşüp ölmek, sanayide akıma kapılmak, mermer bloku altında kalmak… Çocuk işçiliğin varlığı, kapitalist “özgür iş sözleşmesi”nin bir riya olduğunu bağıra bağıra gösteriyor bize.

Rapora ilk bakışta, iş cinayetleri erkekleri vuruyor gibi görünüyor. Kadın çalışanların ölüm oranı “sadece” yüzde 6. Kadınların işçiliği de, emeği de görünmez olduğu için uğradıkları iş cinayetleri de görünmez oluyor. Resmi istihdama katılım oranları erkeklerin neredeyse yarısı kadar olan kadınların, ev içindeki kayıtsız iş mahallerindeki, sokaklardaki emekleriyle beraber can ve sağlık kayıpları da hiçbir kayda geçmiyor. Bir yandan da kamunun sağlamadığı işçi sağlığı ve iş güvenliğini ataerkil aile sistemi içinde kadınların sağladığını görüyoruz. İşçinin ertesi gün işe gidebilmesi için kafasını koyacağı yastığı, sıcak yemeği, kaynak kıvılcımlarını az geçiren kot tulum üretimini, çocukların, yaşlıların bakımını, tarım ve hayvancılıkta ücretsiz işçiliği üstlenmek hep kadının görevi; işi değil. Ayrıca, işyerlerinde erkeklik rolünü oynayamayan aile reisi çalışanlar tüm sınıflarda hınçlarını yanlarındaki kadınlardan çıkartıyor. İş cinayetleri ve kadın cinayetleri aynı kaynaktan besleniyor. Homur homur homurdanan, yol olup akamayan, ateş olup ısıtamayan çalışma acısından, fark yarasından, bedene ve onura saldırıdan besleniyor ikisi de.

Kalp krizi, işyerinde şiddet ve intiharlarda artış

İş cinayeti nedenlerinde trafik/servis kazası, ezilme/göçük ve yüksekten düşme ilk üç sırada. İş cinayetlerinin geleneksel nedenleri. Bunları kalp krizi, işyerinde şiddet ve intiharlar izliyor. İşyerinde veya işe bağlı olma ihtimali kuvvetle muhtemel (mesela ihraç, işten çıkarma, performans düşüklüğü gerekçesiyle iş statüsünü düşürme, iş yerini değiştirme akabinde) kalp krizi ve intiharlar haberlerin satır aralarından takip edilebiliyor.

(…)”

Savaşır gibi çalışmak, çalışır gibi savaşmak, Aslı Odman, Express, Şubat 2018, sayı 160, sf.32-33.(Ara başlıklar dışındaki boldlar bana ait.)

2017 Rapor

Belen Gopegui

Değişen Ay Üzerine Yemin Etme

Álvaro, sürekli erkek egemen sistem üzerine tartışmaktan bıktığını söylüyor. Eğer sınıf egemen sistemden bahsetsek, diyor, iş değişir. Her ne kadar yapmamaya çabalasa da, sınıfının nimetlerinden faydalandığını kabul ediyor. Mesela birisini konuşurken duyması yetiyor, üst sınıftan mı, değil mi, hemen söyleyebiliyor. Ama zengin çocuklarının aksanlarıyla ilgili değil bu, diyor. Kullandıkları tipik sözlerle de ilgisi yok. Yalnızca sürekli aynı tip insanlarla çevrili bir hayatları olduğu için. Bu, kazanmak için hiçbir şey yapmaları gerekmeyen bir tür güvence ve hece hece çevreliyor onları; kimseye hiçbir şey göstermelerine gerek yok, farklı olduklarını biliyorlar diye özellikle çokbilmiş olmaları da gerekmiyor.

Pedro, cinsiyetlerde de benzer bir şeyin yaşandığını söyleyerek yanıtlıyor onu. Biz erkekler de, diyor, kazanmamız gerekmeyen bir güvencenin keyfini sürüyoruz. Kadınlar yüzlerce yıllık bir güvencesizliğin üstesinden gelmek zorunda kalırken. Üstelik bunu başardıkları zaman da, bireysel zaferlerini sergileyen sınıf bilincinden yoksun tiplere benzememek için uğraşmaları gerekiyor. Çünkü kadınlar bireysel zafer diye bir şey olmadığını iyi biliyorlar.

Álvaro onu dinlemiyor ve konuşmayı sürdürüyor. Sınıfçılığın kötü tarafı, diyor, istemesem de beni insanları küçümseyen bir tip yapıyor. Çünkü benim vatanım, benim kültürüm, benim gücüm kökenlerimden geliyor. Eğer benim başıma bir şey gelirse, bu başka sınıftan birinin, senin mesela, başına gelen bir şey gibi değildir. Şeyler ne kadar değişirse değişsin, aslında o kadar da değişmiyorlar. Benimkiler bakandılar, meşhur önemli tipler, dünyayı yönettiler; çoğunlukla perde arkasından, üstlerine leke sıçramasın diye.

Pedro söz alıyor: Ben bu küçümsemeyi erkeklerden biliyorum. Gel, birlikte XX. yüzyılın en belirleyici, en etkili isimlerini sayalım, istersek tek bir kadının adını bile anmadan yapabiliriz.

İnsanların beni sınıfçı olarak hatırlayıp hatırlamayacakları beni ilgilendirmiyor, diye devam ediyor Álvaro. Şu kaba soy isimleriyle ve benimle diyaloga girme çabalarıyla bu pek itaatkâr yoksul insanlar haklılar aslında; demokrasi iyi bir şey, herkes biraz katılabiliyor. Bu da beni, tabii ki, rahatsız ediyor, çünkü sınıfçılığın benim yaratılarımı belirlediğini söylüyorlar.  Lütfen, belirliyor değil, belirlemek zorunda. Çünkü ben kendimi seviyorum, çünkü yaratarak kim olduğumu ortaya koyuyorum. Onlara yerlerini göstermek için onları aşağılamaya mecburum, bu benim özüm. Ama bu açlıktan ağzı kokan bu tipler benim özüm üzerine nasıl fikir beyan edebilirler?

Senin benim özüm dediğin şey üzerine fikirlerimiz var ve üzerine tükürüp geçiyoruz, diyor Pedro, ama sen bunun farkına vardığında senin için artık çok geç olacak.

belengopegui

John Steinbeck

New York
10 Kasım 1958

Sevgili Thom:

Mektubunu bu sabah aldık. Ben sana kendi bakış açımdan bir yanıt yazacağım, Elaine de elbette kendi penceresinden yanıtlayacaktır.

İlk olarak –eğer aşıksan- bu iyi bir şey –bu, bir insanın başına gelebilecek hemen hemen en iyi şey. Kimsenin bunu küçük görmesine ya da hafifsemesine izin verme.

İkincisi –aşkın farklı farklı türleri vardır. Birisi bencildir mesela, yani tatmin olmaz, aşkı kendini önemli göstermek için kullanan egoistçe bir şeydir. Bu, çirkin ve hastalıklı bir türüdür aşkın. Diğeri ise sendeki -iyiliğe, düşünceliliğe, saygıya dair- iyi olan her şeyi açığa çıkarır, ama saygı derken yalnızca toplum içindeki saygın tavırları kastetmiyorum, saygının en büyük tezahürü olan ve diğer insanların da emsalsiz ve saygıdeğer olduğunu bilmekten gelen saygıyı da kastediyorum. Birinci tür; seni hasta yapar, küçük ve zayıf yapar ama ikincisi sendeki gücü, cesareti, iyiliği, hatta senin kendinde olduğunu bilmediğin başka erdemleri de ortaya çıkarır.

Bunun çocuksu bir aşk olmadığını söylüyorsun. Eğer böyle derinden hissediyorsan –elbette çocukça bir aşk değildir.

Ama zaten bana hissettiğin şeyi sorduğunu düşünmüyorum. Sen bunu herkesten daha iyi bilirsin. Senin benden yardım etmemi istediğin şey, bu durumda ne yapılacağı –zaten benim de söyleyebileceğim şey ancak budur.

Bir kere, bu duyguyu yaşadığın için şükret, mutlu ol, onur duy.

Aşk en iyi, en güzel şeydir. Elinden geldiğince tadını çıkarmaya bak.

Eğer birisini seviyorsan –bunu ona söylemenin olası hiçbir zararı yoktur– yalnızca şunu aklından çıkarma: Bazı insanlar çok utangaçtırlar ve bazen bunu söylerken bu utangaçlığı da göz önünde bulundurmak gerekir.

Kızların senin ne hissettiğin bilme ya da hissetme konusunda kendilerine has yöntemleri vardır ama genellikle bunu bir de senden duymak isterler.

Bazen hislerinin şu ya da bu nedenle karşılık görmediği de olur –ama bu, senin duygularının daha değersiz ya da kötü olduğu anlamına gelmez.

Son olarak, hislerini biliyorum çünkü şu anda ben de yaşıyorum aynı şeyi ve senin de bunu hissediyor olmandan hoşnudum.

Susan’la tanışmaktan çok memnun oluruz. Mutlaka bekliyoruz. Ama ziyaretinizle ilgili düzenlemeleri Elaine yapar, çünkü hem bu iş onun uzmanlık alanı, hem de bundan büyük keyif alacaktır. O da aşk konusunda çok şey bilir ve belki de sana benden çok daha fazla yardımı dokunacaktır.

Kaybetmekten korkma. Eğer doğruysa, olur mutlaka –asıl mesele, acele etmemektir. İyi olan hiçbir şey kaçıp gitmez.

Sevgiler,

Ba

Steinbeck‘in büyük oğlu Thom(as) yatılı okulda okurken Susan isminde bir kıza sırılsıklam aşık olduğunu yazar. Babası da oğluna yukarıdaki mektupla yanıt verir. Boldlar bana ait. Mektubun orjinalini şuradan okuyabilirsiniz. Steinbeck imza yerine Fa(ther) yazmıştı, ben Ba(ba) diye çevirdim. Belki de böyle çevirmemeliydim, bilemiyorum….

John and Elaine Steinbeck

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: