Cortázar

Paskalya Adası’nda Aynaların İşleyişi
Julio Cortázar

(Brüksel, 1914 – Paris, 1984)

Paskalya Adası’nın batısına bir ayna konulduğunda, geri kalıyordu. Paskalya Adası’nın doğusuna bir ayna konulduğunda, ileri gidiyordu. Ancak milimetrik ölçümlerle bulunabiliyordu bir aynanın adada doğruyu gösterdiği nokta ama o noktanın o ayna için doğru olması başka bir ayna için de öyle olduğu anlamına gelmiyordu, çünkü aynaların farklı materyallere karşı farklı hassasiyetleri vardı ve her biri kendi yapısına göre tepkiler veriyordu. Bu yüzden, Guggenheim bursuyla adaya araştırma yapmaya gelen antropolog Salómon Lemos tıraş olurken aynaya baktığında kendisini tifüsten ölmüş olarak gördü, bu adanın doğusunda oldu. Fakat aynı anda, Paskalya Adası’nın batısında unuttuğu küçük bir ayna hiç kimseye (çünkü kayaların arasına düşmüştü) önce kısa pantolonla okula giden bir Salómon Lemos’u; sonra annesi ve babası tarafından bir küvette neşeyle sabunlanıp yıkanan cıscıbıldak bir Salómon Lemos’u; sonra da Trenque Lauquen’de bir çiftlikte agu agu diyerek teyzesi Remeditos’u duygulandıran bir Salómon Lemos’u gösteriyordu.

pájaro - cándido portinari

Pájaro – Cándido Portinari.

Reklamlar
claude monet impression soleil levant 1872

Claude Monet, İzlenim: Gün doğumu (Impression, soleil levant) , 1872

“(…)

Altımızdaki mavi âlemden derin, sağır bir ses çıkıyordu. Bildiğimiz insan, hayvan, düdük, makine, tahta, rüzgârda, tel, ağaç, böcek… Yeryüzü seslerinden başka türlü bir ses, derinden, kulaç kulaç derinden bir ses işitiyordum. Bu ses, bu mavi âlemin nefes alıp verişinin sesidir gibi geldi bana. Bir karıncanın bizim bütünümüzü değil, milyonda bir parçamızı duyması gibi, ben de bu kocaman, deniz denilen canlı, muhteşem mahlukun bir parçasının sesinin, sağır, derin gürültüsünün milyarlarla eksilmiş bir parçacığını işitiyordum. Şakaklarım zonkluyor, kulaklarım vınlıyordu. Açıklarda bu durgun, derin, sesi gelmeyen sesten hep ürkmüşümdür. Konuşmak istiyorum. Bu sesi duymamak için içimden haykırmak geçiyordu. Şimdi pek yaklaştığımız Sivriada’ya kadar yüzsem, karaya ayağımı bassam, bağıra bağıra bir türkü söylesem diye içimden geçti.

(…)”

Alemdağ’da Var Bir Yılan, Sait Faik Abasıyanık, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2013, II. Basım, İstanbul. Sf. 47. (İki Kişiye Bir Hikâye adlı öyküden). Boldlar bana ait.

İki Kısa Öykü

Mayıs 8, 2015

El bote blanco

Beyaz Sandal, 1905, Joaquín Sorolla y Bastida,

Yanılgı
Karel Çapek (Çek Cumhuriyeti, 1890-1938)

Gemiyle Akdeniz’de yol alıyoruz. Öyle güzel bir mavi ki insan deniz nerede bitiyor, gök nerede başlıyor, bilemiyor; bu yüzden kıyıda ve gemide her yerde nerenin yukarı, nerenin aşağı olduğunu gösteren levhalar var; yoksa insanın ikisini birbirine karıştırması işten bile değil. Daha geçen gün, geminin kaptanı bize bir geminin yanlışlıkla denizi takip etmeyi bırakıp gökyüzüne açıldığını ama gökyüzü sonsuzluk kadar büyük olduğundan bir daha dönmediğini ve şu anda kimsenin geminin nerede olduğunu bilmediğini anlattı.

***

Aşkın Zamanı
Javier Alfaro Calvo (İspanya, 1947)

İnsan aşık olunca zaman işlemez oluyor. Yarın iki saat boyunca sana bakıp durdum. Dün kendime iki yedek göz alacağım, sırf sana daha çok bakabilmek için.

El Cabo San Antonio

San Antonio Burnu, 1895, Joaquín Sorolla y Bastida

ambrose bierce

İki At
Ambrose Bierce

Bir vahşi at yolda bir evcil atla karşılaşır ve dayanamayıp nasıl da bir köle gibi yaşadığını yüzüne vurur. Ehlileşmiş hayvan karşı çıkar ve rüzgar kadar özgür olduğuna yemin eder.

—Eğer öyleyse —der diğeri— söyle o zaman, şu ağzındaki gem de neyin nesi?

—Bu mu? Demirdir bu. Bulabileceğin en iyi mineral takviyelerinden.

—Ya gemi tutan şu dizginler?

—Onlar gemin düşmesini engellemek için, bazen tembellik edip bırakıveriyorum çünkü.

—Ya sırtındaki eyer?

—Aptalsın sen! —der öteki sertçe— Çok yorulursam diye o. Yorgun hissedince atlıyorum eyerin üstüne, dörtnala koşuyorum yine.

marinha - tikashi fukushima

Bir Öykü: Wu Cheng’en

Şubat 24, 2015

Tchang-Kia-Kiai - Wu Guanzhong

Yazgı
Wu Cheng’en

İmparator bir gece yılan saatinde gördüğü rüyasında sarayından çıkar ve kapkaranlık bahçedeki çiçeğe durmuş ağaçların altında yürümeye başlar. Birden ayaklarına bir şey kapanır ve ondan kendisini korumasını ister. İmparator merak eder. Ayaklarına kapanan şey aslında bir ejderha olduğunu ve yıldızların kendisine imparatorun veziri Wei Cheng’in ertesi gün akşam olmadan evvel başını vücudundan ayıracağını haber verdiklerini söyler. Rüyasında, imparator ejderhayı koruyacağına ant içer.

İmparator uyanır uyanmaz ilk iş Wei Cheng’i sorar. Ona sarayda olmadığını söylerler, hemen bulunmasını emreder ve ejderhayı öldürmemesi için onu bütün gün meşgul edecek işler verir. Akşama doğru satranç oynamayı teklif eder. Oyun uzun sürer, vezir yorulmuştur, bir ara dalar.

Kısa süre sonra büyük bir gümbürtüyle sarsılır her yer. Hemen ardından iki komutan koşarak imparatorun huzuruna gelirler, ellerinde kanlar içinde bir ejderha başı vardır. İmparatorun önüne bırakarak haykırırlar:

― Gökten düştü!

Seslere uyanan Wei Cheng şaşkınlıkla önünde duran kanlar içindeki başa bakar ve mırıldanır:

― Ne tuhaf, ben de rüyamda tıpkı böyle bir ejderha öldürüyordum.

Huş Ağaçları - Wu Guanzhong

İki Kısa Öykü

Şubat 2, 2015

Para, Frantisek Kupka, 1899

Peri Hikayesi
Alejandro Jodorowsky (Şili, 1929)

Başında bir tacı olan bir kurbağa bir adamın önünü keser ve “Öpün beni lütfen” der. Adam düşünür: “Belli ki bu hayvana büyü yapılmış. Bir krallığın varisi olan güzel bir prensese dönüşebilir. Evleniriz ve zengin olurum.” Kurbağayı öper. Ve öper öpmez kendisini yapış yapış bir kurbağaya dönüşmüş bulur. Öptüğü kurbağa mutlulukla haykırıyordur: “Aşkım, çoktandır büyü yapılmıştı sana, ama sonunda seni kurtarmayı başardım!”

***

Korku
Nicasio Urbina (Nikaragua, 1958)

Kimse senden korkmamanı isteyemez. Korku ve yalnızlık tümüyle sana aittirler. Ne kıvıl kıvıl kalabalıklar ne de gündelik keşmekeşler çare olur bunlara; yalnızca hüznünü arttırmaya yarar onlar. Neşeli anlarının keyfini çıkar, müziğe boş verme, dağıt saçlarını, aç kollarını, bırak şiir bedeninin en ücra yerlerine kadar sızsın ve yaşasın oralarda ama kuşların seni aldatmasına izin verme yine de. Harpialar, en ufak detayı bile kaçırmadan takip edecektir adımlarını, hasret ve hüzün her zaman tetikte bekleyeceklerdir, bir boş anında gelip yeniden bulacaktır seni korku. Kimse senden korkmamanı isteyemez. Bırak korku yavaş yavaş işlesin içine, sana bir şey demek istiyor mutlaka.

Mask Still Life III Emil Nolde, 1911

Istvan Orkeny

1949, Istvan Örkeny ve diğer yazarlar Devlet Başkanı’nın odasında Edebiyat Dünyasının meselelerini konuşuyorlar. Foto: Kotnyek Antal

Kamuoyu Araştırması

Istvan Örkeny, Macaristan (1912-1979)

Macaristan Kamuoyu Araştırma Bürosu nihayet ilk anket çalışmasını gerçekleştirdi ve kısa süre önce sonuçları açıkladı. Araştırmanın konusu şuydu: İnsanlar ülkenin geçmişini, şimdisini ve geleceğini nasıl görüyorlar? Sonuçların güvenilir olması için, büro farklı statülerden, mevkilerden, mesleklerden ve inançlardan 2.975 vatandaşa birer anket gönderdi.

Sorular şöyleydi:

1. Şu anki rejim hakkındaki düşünceleriniz nedir?

a) olumlu
b) olumsuz
c) ne olumlu ne olumsuz ama azıcık gelişme fena olmazdı
d) ben Viyana’ya yerleşmek istiyorum

2. Kendinizi yabancılaşmış hissediyor musunuz?

a) tümüyle yabancılamış hissediyorum
b) neredeyse tümüyle yabancılaşmış hissediyorum
c) kendimi, tabiri cazise, baştan aşağı yabancılaşmış hissediyorum
d) ara sıra kapıcıyla konuşurum

3. Kültürel ilgileriniz nelerdir?

a) sinemalara, maçlara ve barlara giderim.
b) ara sıra pencereden bakarım
c) pencereden bile bakmam
d) Mao Tse Tung’un Küçük Kızıl Kitabı’nı beğenmedim

4. Felsefi eğiliminiz daha çok hangi yöndedir?

a) Marksizm
b) anti-Marksizm
c) bilim kurgu
d) alkolizm

Araştırma sonuçları Macar halkının şu noktalarda hemfikir olduğunu gösteriyor:

1. Şu son yirmi yıl boyunca Macaristan bir yeryüzü cennetiydi.
2. 9 numaralı hattın bir kere bile zamanında gelmeyen otobüslerini saymazsak Macaristan hala bir yeryüzü cenneti.
3. Eğer 9 numaralı hattın otobüsleri arttırılırsa Macaristan’ı daha da parlak bir gelecek bekliyor.

Fotoğraflar: Péter Máté

Şoför

Istvan Örkeny, Macaristan (1912-1979)

Nakliyecilik yapan József Pereszlényi CO 75-14 plakalı Wartburg marka otomobiliyle köşedeki gazete bayiinin önünde durdu.

― Bana bir “Budapeşte Haber” ver.

― Maalesef tükendi.

― O zaman dünkü gazeteden ver bir tane

― O da kalmadı. Ama isterseniz yarınki nüshadan bir tane var.

― Onda da gösterimdeki filmler yazar mı?

― O, her gün olur.

― İyi o zaman, yarınki gazeteden ver bir tane. ―dedi nakliyeci adam.

Dönüp arabasına bindi, direksiyon koltuğuna oturup gösterimdeki filmlere ve seanslarına baktı. Sonunda bir Çekoslavak filmi buldu: “Bir Sarışının Aşkları”, övgüyle bahsediliyordu bu filmden. Stácio Sokak’taki Mavi Mağara Sineması’nda gösteriliyordu, saat beş buçukta.

Tam da saatiydi. Ama az da olsa vakti vardı hâlâ. Ertesi günün gazetesinin sayfalarını karıştırdı biraz. József Pereszlényi isimli nakliyeci hakkındaki bir haber dikkatini çekti, CO 75-14 plakalı hususi otomobiliyle hız limitini aştığı için Stácio Sokak’taki Mavi Mağara Sineması yakınlarında direksiyon hakimiyetini kaybedip karşıdan gelmekte olan bir kamyona çarpıyordu. Dikkatsiz şoför olay yerinde hayatını kaybediyordu.

“Siz öyle sanın!” dedi kendi kendine Pereszlényi.

Saatine baktı. Neredeyse beş buçuktu. Gazeteyi katlayıp cebine koydu ve hemen yola çıktı, hız limitini aştığı için Stácio Sokak’ta Mavi Mağara Sineması yakınlarında direksiyon hakimiyetini kaybedip karşıdan gelmekte olan bir kamyona çarptı.

Olay yerinde hayatını kaybetti. Cebinde ölümünü haber veren ertesi günün gazetesi vardı.

Les mouches- Sartre
İlerleme ve Gerileme

Sineklerin de geçebildiği bir cam icat etmişlerdi. Sinek geliyordu, camı başıyla azıcık ittiriyordu ve hop, öbür taraftaydı. Sinek nasıl mutlu ama. Ancak bu mutluluk, bir Macar bilginin çok lifli olan bu camın esnek lif yapılarındaki bilmem ne karın ağrısı özellik nedeniyle sineklerin girebildiğini ama çıkamadığını ya da tam tersinin olduğunu keşfetmesiyle yerle bir oldu. Bunun üzerine hemen aynı camdan içinde şekerli bir bölge olan bir sinek tuzağı icat ettiler, sinekler orada umutsuzluk içinde ölüyorlardı. İşte bu icatla beraber çok daha iyi bir kaderi hak eden bu hayvanlarla kardeşçe bir yaşam sürme ihtimalimiz tamamen ortadan kalktı.

la oveja negra

Kara Koyun

Uzak bir ülkede yıllar önce bir kara koyun yaşarmış. Kurşuna dizilmiş.

Bir yüzyıl sonra pişmanlık duyan sürü onun at üstünde bir heykelini dikmiş. Parka da pek yakışmış.

Bunun üzerine, sonraki yıllarda da, ne zaman bir kara koyun ortaya çıksa hemen idam mangalarının önüne atılmış; gelecek nesillerin kendi halinde sıradan koyunları da heykel sanatıyla uğraşabilsinler diye.

Augusto Monterroso

oveja-negra

%d blogcu bunu beğendi: