Felice Bauer

Felice Bauer (1887-1960)

[Felice Bauer’le] İlk karşılaştıkları gece, Kafka kafasında kendi el yazılarına bağlı bir kadın okur figürü kurdu. Hayatı ve yazıyı birleştiren duygusal bir figür. Kafka’nın (ama yalnızca onun değil) bakış açısına göre, mükemmel kadın sadık bir okurdu, hayatını yazan erkeğin elyazmalarını okumak ve temize çekmek için yaşayan sadık bir okur.

Eski büyük bir gelenektir bu: Yalnızca Sofya Tolstoy’u düşünmek bile yeter, Savaş ve Barış’ın eksiksiz yedi versiyonunu temize çekmişti (öyle ki sonunda romanın kendisinin olduğunu düşünmeye başlamıştı, sonrasında bu konuda kocasıyla büyük sorunlar yaşamaya başladılar). Onun ve Tolstoy’un günlüklerini bir okumak lazım. Karı koca arasında büyük bir savaş dönüyor.

Eğer temize çeken Rus kadın okurlarla devam edecek olursak, Dostoyevski’nin, Kafka tarafından da çok iyi bilinen, hikâyesini hatırlayabiliriz. Dostoyevski, borçları yüzünden sıkıştığı (Butor’un üzerine harika bir metin kaleme aldığı) o karar anında, aynı zamanda hem Suç ve Ceza’yı hem de Kumarbaz’ı (birini sabahları, diğerini akşamları) yazmak zorunda kalır ve bunun için bir stenograf tutar: Anna Grigorievna Snitkina. Dostoyevski 4 ve 29 Ekim 1866 tarihleri arasında ona Kumarbaz’ı dikte eder ve 15 Şubat 1867’de de onunla evlenir. Evlilik teklifini 8 Kasım’da yapmıştır; kitabı bitirdikten bir hafta, tanışmalarından ise bir ay sonra. Dostoyevskiyen bir hız (ve Kafkaesk bir durum). Yalnızca bir adamın üretim kapasitesine gönlünü kaptıran kadın. Kendisine söylenenleri kâğıda geçerken gönlünü kaptıran kadın.

Ve elbette, bir de Vera Nabokov var. Rus gölgesi, kocasını korumak için çantasında revolverle gezen kadın, Cornell’de verdiği derslerde onun ‘yardımcısı’ (bu Nabokov’un onu tanıtırken kullandığı kelime) olan ve her şeyden önce, her şeyi, bitmek bilmeyen o el yazmalarını, kocasının romanlarının ilk versiyonlarını yazdığı kâğıtları tekrar tekrar temize çeken kadın. Dahası onun namına mektuplar yazan kadın. Stacy Schiff’in kaleme aldığı Vera adlı biyografide bu yazarın-karısı ve hayatını-dâhinin-hayatına-adamış-kadın arasında gidip gelen simbiyotik figürün nasıl kurulduğu ayrıntısıyla görülebilir. Vera sanki kocasıymış gibi yazar. Görünmez bir biçimde onun yerine geçer. Onun yerine, onun gibi yazar, onda çözünür.

Vera’nın zıttı, elbette, Nora Joyce’dur, kocasının yazdığı tek bir sayfayı bile okumayı reddeden, Ulysses’in kapağını bile açmayan, romanın tanıştıkları günün anısına 16 Haziran 1904’te geçtiğini bile anlamayan Nora Joyce’dur. Nora başka bir yerde durur, cinselliğin çok daha vurgulandığı bir yerde, en azından Joyce için. Bu durum, Joyce’un ona yazdığı mektuplarda barizdir. (Kafka’nın Felice’ye yazdığı mektuplar, bir noktada Joyce’unkilere denk düşerler: İkisi de yazarak kadına ne yapması gerektiğini söylerler, hatta bazen, ne demesi, ne düşünmesi gerektiğini bile. Bir başkasının bedenini sahiplenme ve iktidar aracı olarak yazı. Bovarizmin bir başka türü vardır burada: Kadın okuduğunu yapmalıdır.)

Ama Nora esin perisidir, o Molly Bloom’dur. Farklı bir kadın düşüncesidir. Onunla değişik bir vampirizm söz konusudur. Her halükarda Joyce için temize çeken kişi… Beckett’tir, Paris’te aylarca sekreterliğini yapmıştır Joyce’un.

Temize-çeken-kadın ve esin-perisi-kadın: yazarların kadınları. Esin veren şehevi kadın ve kağıda geçen uysal kadın. Ya da esin vermenin farklı iki türü mevzubahis: Okumayı reddeden kadın ve yalnızca okuyan kadın. Köleliğin farklı iki biçimi yahut. Üstelik Nora gerçekten de Joyce’un hizmetçisiydi (Dublin’de bir otelde de hizmetçi olarak çalışmıştı). Her halükarda ikisi de hizmetçiydi. Kafka’nın ‘Hüküm’ hikayesinin sonunda karşılaştığı hizmetçi gibi. Ya da, daha uygunu, bütün geceyi yazarak geçirdiğini belli etmek istediği hizmetçi gibi.

Borges’de de çok vardır bu durum. Onun kadınlarla okur olarak ilişkisi, ilk olarak annesiyle kurduğu bağdır. Daha sonra da yazılarını kâğıda geçiren bir dizi sekreter-kadın eşlik eder ona (unutmayalım ki Borges kördü).

Bütün yazarlar kördür -Kafka tarzı alegorik anlamıyla kullanırsak- kendi yazdıklarını göremezler. Bir başkasının bakışına ihtiyaç duyarlar. Yazdıklarını bir başka açıdan bakıp kendi gözleriyle okuyan sevilen bir kadına mesela. Kendi metinlerini okuyabilmelerinin bir yolu yoktur, onlar yalnızca başkalarının gözü üzerinden okunabilirler.

***

(İzafi dergisi’nin son çıkan -Nisan 2014- sayısında daha geniş olarak “Temize Çeken Kadınlar” başlığıyla yayınlanan bu metin Arjantinli yazar Ricardo Piglia’nın El Último lector (Barcelona: Anagrama, 2005) adlı kitabında yer alan “Un relato sobre Kafka” başlıklı yazının “La copista” alt başlıklı bölümününden çevrilmiştir. Köşeli parantez ve boldlar bana aittir.)

Nora Barnacle

Nora Barnacle (1884-1951)

Reklamlar

çehov

Hile – Anton Çehov

Eskiden, İngiltere’de ölüm cezasına mahkûm edilen suçluların, kendilerini anatomicilere ve fizyologlara kadavra olarak satma hakları varmış. Bu şekilde elde edilen parayı kimi içkiye yatırır kimi de ailesine bırakırmış. Bu mahkûmlardan korkunç bir cinayetten ceza alan biri, bir tıp doktoruna haber göndermiş ve uzun ve bıktırıcı bir pazarlığın ardından, kendisini iki Gineye satmış. Ama doktordan parayı alır almaz, birden kahkahalarla gülmeye başlamış.

– Niye gülüyorsunuz?, -diye somuş doktor şaşkınlıkla.

– Siz beni asılacak bir adam olarak satın aldınız -demiş suçlu gülerek- ama ben sizi kandırdım! Beni yakarak öldürecekler! Ha, ha, ha!

Katil Sayfa – Julio Cortázar

İskoçya’nın bir yerinde, içinden rastgele bir sayfası boş olan kitaplar satılıyor. Eğer bir okur, saat öğleden sonra üçü vurduğunda bu sayfaya gelirse, ölüyor.

Yola Düşmek – Franz Kafka

Derhal ahırdan atımı getirmelerini emrettim. Uşak emirlerimi anlamadı. Bu yüzden ahıra ben kendim gittim, eyeri atın üzerine attım ve bağladım. Uzaktan bir trompet sesi duyuluyordu, uşağa bu sesin ne manaya geldiğini sordum. Uşak hiçbir şey bilmiyordu, zaten hiçbir şey de duymuyordu. Tam bahçe kapısında yolumu kesti ve:

– Nereye gidiyorsunuz patron?, diye sordu.

– Bilmiyorum, -dedim- yalnızca buradan dışarı çıkmak istiyorum, yalnızca buradan dışarıya. Yeter ki, buradan dışarı olsun, amacıma ulaşmamın tek yolu bu.

– Yani amacınızın ne olduğunu biliyor musunuz?, diye sordu.

– Evet, -diye yanıtladım- az önce söyledim ya. Buradan dışarı çıkmak, amacım bu.

****

(Ben öyküleri İspanyolcadan çevirdim. İspanyolca versiyonlarını görmek için başlıkları tıklamanız yeterli.)

Franz Kafka

Metamorfosis (polistiren üzerine monotip), Kafka'ya Saygı Duruşu, Polistiren, 100 cm X 100 cm, 2004, Claudio Goldini.



José de la Colina


Dönüşüm; Chuang Tzu’ya göre

Gregor Samsa bir gün düşünde bir hamamböceği olduğunu gördü; uyandığında düşünde hamamböceği olduğunu gören Gregor Samsa mıydı, yoksa düşünde Gregor Samsa olduğunu gören bir hamamböceği miydi, bilemedi.

Dönüşüm; Hamlet’e göre

Olmak ya da olmamak. Mutlu bir hamamböceği olmak ya da mutsuz bir Gregor Samsa olmak. İşte bütün mesele bu.

Dönüşüm; Samuel Beckett’a göre

Öf öf öf, gelemedi bir türlü, öf be, sürünüyoruz böyle, ama kimim ben, ah, bu kadar ayak da nerden çıktı, öf ya, en korkuncu da uyanmış olmak, ama Gregor değilim ki, ben bir hamamböceği, ah, lanet olası Godot ne yaptı bana, öf be, sıçayım yahu, ah.

Dönüşüm; Pascal’a göre

İnsan özünde bir hamamböceğidir, ama (kendisi için bir talihsizlik de olsa) düşünen bir hamamböceğidir.

Dönüşüm; Öteki İncil’e göre

Başlangıcın bir anında Tanrı insanı yarattı. Ama Tanrı sonucun pek de iyi çıkmadığını gördü. Ve Tanrı şöyle dedi: “Dönüşüm olsun.” Ve insan bir hamamböceğine dönüşmüş olarak uyandı. O zaman Tanrı kendi kendine şöyle mırıldandı: “Belki bu da iyi olmadı ama hiç olmazsa, daha eğlenceli.”


%d blogcu bunu beğendi: