Eduardo Galeano

Eduardo Galeano aramızdan ayrıldığında ben Sardes Antik Kenti’nde, Artemis Tapınağı’ndaydım. Montevideo’da sabahtı, Artemis Tapınağı’nda öğleydi. Haberi ise Birgi’de aldım. Ulu Cami’nin duvarına oturmuş kasabayı seyrediyordum. İkindi ezanı okunuyordu. Hastalığını, ağırlaştığını biliyordum, haberi bekliyordum ama yine de bilmediğim bir şeyin beni bilmediğim bir yerimden yaraladığını hissettim.

Bir iş için çıkmıştım o yolculuğa. Yoluma devam ettim. Neredeyse bir hafta yürüdüm durdum. Derelerde, tepelerde, sokaklarda, alanlarda, köylerde, kasabalarda, su kenarlarında, ormanlarda, zeytinliklerde, gölgede ve güneşte saatlerce yürüdüm. Ama onu size anlatabileceğim hiçbir kelimeyle karşılaşmadım, belki de bilerek kaçtılar, karşılaşmak istemediler benimle…

“Acı susarak söylenir” derdi Eduardo Galeano. Aynı cümleyi yeniden, bir kez daha, daha iyi söyledi giderken.

***

***

Yukarıdaki video Eduardo’nun evine taziyeye gitmek isteyenler için. İspanya’dan iki büyük ozanın, Joan Manuel Serrat ve Joaquín Sabina’nın hikayesinin anlatıldığı “El símbolo y el cuate” filminden bir parça. 2013 yapımı belgeselde ikili Galeano’nun Montevideo’daki evine konuk oluyorlar. Galeano iki küçük öykü anlatıyor konuklarına.

Birisi Barselona’daki sürgün günlerinden, ziyarete gittiği evin küçük kızıyla olan sohbeti. Küçük kız Galeano’ya ne iş yaptığını soruyor. Yazıyorum, diyor. Ne yazıyorsun?, diye soruyor küçük kız. Kitap yazıyorum, diyor. Ben kitapları sevmiyorum, diyor ufaklık, şarkıları seviyorum ben, kitaplarda sessizce duruyor kelimeler ama şarkılarda hep uçuşuyorlar.

İkincisi duvardaki tablonun hikayesi. Galeano; tabloyu kendisine Venezuela’dan ressam dostu Vargas’ın hediye ettiğini söyler ancak ülkedeki ve kıtadaki en büyük petrol yatağının bulunduğu Cabimas’ta doğup büyüyüp ölen ressam Vargas’ın çizdiği rengarenk, hayat dolu tabloyla Cabimas’ın hiç alakası yoktur. “Tek bir yeşil ot bile göremezsin orada” der Galeano. Buna rağmen ona “Sen gördüğüm en gerçekçi ressamlardansın Vargas” dediğini anlatıyor Galeano konuklarına “Sen içinde yaşadığın gerçekliği değil ihtiyacın olan gerçekliği resmediyorsun. Bu da çok değerli bir gerçekçiliktir.”

EDUARDO GALEANO - MARIO BENEDETTI

Reklamlar



“Sinikler bu mesleği yapamaz” diyordu gazeteciliğin sembol isimlerinden Ryszard Kapuscinski. Kasım 1999’da İtalya’da düzenlenen Gazetecilik Kongresi’nde sarf ettiği bu cümle, daha sonra o kongrede yaptığı söyleşilerin toplandığı kitabın da adı oldu.

O söyleşide sözlerine şöyle devam ediyordu Kapuscinski “İyi ayırt etmek lazım: Bir yanda şüpheci, gerçekçi, temkinli olmak vardır. Bunlar kesinlikle gereklidir, bunlar olmadan gazetecilik yapılamaz. Bir yanda da, bunlardan çok farklı olarak, sinik olmak vardır, bu gazetecilik mesleğiyle bağdaşmayan bir tutumdur. Sinizm insanca olmayan bir tavırdır; bizi otomatik olarak mesleğimizden uzaklaştırır.”

Geçtiğimiz Pazar günü Radikal’de yayınlanan Chomsky söyleşinin 10 gün önce The Armenian Weekly’deki söyleşinin gazetenin kendisine göre “biçilmiş” versiyonu olduğunu görünce ben de durumu fark eden pek çok kişi gibi bir “yuh” çektim, sonra bunu mutlaka birileri yazar diye düşündüm. Ama kimse yazmadı.

Sinizm mevzusu ve Kapuscinski’nin sözleri de o zaman düştü aklıma zaten. Gazetecilikle ilgisiz de olsa “Sinik miyim acaba ben” diye düşündüm “Kötü niyetli miyim?” Çünkü hemen Radikal’in günler önce okuduğumuz söyleşiyi kafasına göre kırpıp kendi söyleşisiymiş gibi sunduğunu düşünmüştüm. Sonra kimse yazmayınca Kapuscinski’nin o sözlerini hatırlayıp kendimden şüphe ettim. Ama yoksa “şüpheci, gerçekçi, temkinli olmak mı” diye de sordum kendime.

Bir hafta oldu, birlikte tekrar hatırlayalım:

Radikal’in geçtiğimiz Pazar (19.02.2012) günkü nüshasındaki Chomsky söyleşisi baş sayfadan  “Türkiye’deki Gazeteciler Cesur” başlığıyla verilmiş, Chomsky’nin fotoğrafı altına da “Noam Chomsky’yle Türkiye’deki basın özgürlüğünü konuştuk” yazılmıştı.

İçerideyse başlıkta yine “Türkiye’de gazeteciler fazla cesur” yazıyor ve söyleşinin sonunda da “alternativeradio.org direktörü David Barsamian’ın söyleşiyi Radikal için kaleme aldığı” belirtiliyordu.

Oysa yıllardır Noam Chomsky’yle rutin sohbetler yapıp bunları kitaplaştıran David Barsamian’ın Radikal için de özel söyleşiler yaptığını ilk kez duyuyorduk. Ve üstelik Barsamian’ın Chomsky ile tam bir ay önce 20 Ocak 2012’de Cambridge’te gerçekleştirdiği söz konusu söyleşi, Radikal’de yayınlanmadan 10 gün önce 9 Şubat 2012 tarihinde Armenian Weekly’de yayınlanmıştı.

Beş gün sonra da, 14 Şubat 2012’de de Türkiyeli okurları bu tür kayda değer haberlerden mahrum bırakmamak için emek veren çeviri blogu Gerçeğin Günlüğü tarafından Türkçeye çevrilip ilgilenenlerin dikkatine sunulmuştu.

Dahası, Radikal’de yayınlanan söyleşinin orijinali bu kadar değildi, çok daha uzundu. Bazı bölümler yayınlanmamıştı ama Radikal bunu “belirtmeyi” unutmuştu.

Söyleşinin yayınlamak için tercih edilen bölümlerinin yalnızca mevcut iktidarın hoşuna gidecek kısımlardan olması gazetenin durduğu yeri gösterir. Lakin bu bölümlerden bile bazı cümleler seçilip atılmış, bazı söylemler değiştirilmişti.

Mesela Radikal’in çevirdiği gibi “Türk devleti Kürt nüfusa karşı büyük bir terör savaşı yürütüyordu” değil, “Türk devleti Kürt nüfusa karşı büyük bir terörist savaş yürütüyordu” diyordu Chomsky.

Yine  “binlerce köy ve kasaba imha edildi” de demiyordu: Çünkü köyler kasabalar “yıkılırlar”, “yok edilirler”, “tarumar edilirler” ama “imha edilmezler”.

Üstelik gazetedeki versiyonunda olduğu gibi burada bitmiyordu Chomsky’nin konu hakkında söyledikleri, devam ediyordu söyleşinin orijinalinde: “Ve muhtemelen milyonlarca göçmen, işkence ve aklınıza gelebilecek her türlü vahşet” diye sürdürüyordu sözlerini.

Dikkatle taranırsa, bu haberde gazeteciliğin en bilindik kusurlarının pek çoğu için bir örnek bulmak mümkün: Bayat haber (söyleşi bir aylık), yalan haber (Chomsky ile konuştuk, bizim için konuştu), dezenformasyon (söyleşinin tamamının bu olmadığını söylenmiyor), manipülasyon (söyleşinin münasip görülen kısımları yayınlanıyor), örtmece (“yıkıldı” yerine “imha edildi” deniyor)…

Bu işleri bilen bazı arkadaşlarım şöyle açıklıyorlar durumu: “Radikal muhtemelen söyleşiyi satın almıştır. Kapaktan “Chomsky ile konuştuk” demek bildiğin reklam stratejisi. Bu tür uzun yazıların ve söyleşilerin kısaltılması sıklıkla görülür, editoryal bir meseledir. Hem belki de Barsamian kısaltıp göndermiştir. Çeviride bir tahrifat olup olmadığını anlamak için Barsamian’ın gönderdiği metni de görmek lazım, The Armeninian Weekly’dekiyle aynı söyleşi olduğunu varsayarak eleştiremeyiz.”

Bilmiyorum, ben bu işleri bilen biri değilim, belki de öyledir, öyle ise Radikal bir açıklama yapar ve hepimizi aydınlatır. Biz de sinik olmanın tanımını kafamızda daha bir netleştirir, sinizme düşmemek için daha çok çaba harcarız.

Zaten bu yazı bir parça da sinizmin, paradoksal olarak, en göze batan belirtilerinden “kayıtsızlık”a düşmemek için kaleme alındı. Çünkü sinizm, önemli ölçüde, şaşırmaktan ve öfkelenmekten feragat edip kayıtsızlığa teslim olmaktır.

Ve yine çünkü görünen o ki, gazeteci olalım ya da olmayalım, üstad Kapuscinski’nin dediği gibi “insanlıkdışı bir tavır olan sinizm”den uzak durmak bizim için de hayati. Ve yine, gazeteci olalım ya da olmayalım, bu zor zamanlarda hepimizin “gerçekçi, şüpheci ve temkinli” olması alabildiğine elzem.

Yoksa nasıl açıklanır bu tepkisizlik, bunca aleni adaletsizliği böylesi insanlıkdışı bir sessizlikle karşılamak…

Barsamian Ve Chomsky MIT'te. Ocak 2012 Foto: Balaji Narasimhan

%d blogcu bunu beğendi: