Cortázar

Paskalya Adası’nda Aynaların İşleyişi
Julio Cortázar

(Brüksel, 1914 – Paris, 1984)

Paskalya Adası’nın batısına bir ayna konulduğunda, geri kalıyordu. Paskalya Adası’nın doğusuna bir ayna konulduğunda, ileri gidiyordu. Ancak milimetrik ölçümlerle bulunabiliyordu bir aynanın adada doğruyu gösterdiği nokta ama o noktanın o ayna için doğru olması başka bir ayna için de öyle olduğu anlamına gelmiyordu, çünkü aynaların farklı materyallere karşı farklı hassasiyetleri vardı ve her biri kendi yapısına göre tepkiler veriyordu. Bu yüzden, Guggenheim bursuyla adaya araştırma yapmaya gelen antropolog Salómon Lemos tıraş olurken aynaya baktığında kendisini tifüsten ölmüş olarak gördü, bu adanın doğusunda oldu. Fakat aynı anda, Paskalya Adası’nın batısında unuttuğu küçük bir ayna hiç kimseye (çünkü kayaların arasına düşmüştü) önce kısa pantolonla okula giden bir Salómon Lemos’u; sonra annesi ve babası tarafından bir küvette neşeyle sabunlanıp yıkanan cıscıbıldak bir Salómon Lemos’u; sonra da Trenque Lauquen’de bir çiftlikte agu agu diyerek teyzesi Remeditos’u duygulandıran bir Salómon Lemos’u gösteriyordu.

pájaro - cándido portinari

Pájaro – Cándido Portinari.

İki Kısa Öykü

Mayıs 8, 2015

El bote blanco

Beyaz Sandal, 1905, Joaquín Sorolla y Bastida,

Yanılgı
Karel Çapek (Çek Cumhuriyeti, 1890-1938)

Gemiyle Akdeniz’de yol alıyoruz. Öyle güzel bir mavi ki insan deniz nerede bitiyor, gök nerede başlıyor, bilemiyor; bu yüzden kıyıda ve gemide her yerde nerenin yukarı, nerenin aşağı olduğunu gösteren levhalar var; yoksa insanın ikisini birbirine karıştırması işten bile değil. Daha geçen gün, geminin kaptanı bize bir geminin yanlışlıkla denizi takip etmeyi bırakıp gökyüzüne açıldığını ama gökyüzü sonsuzluk kadar büyük olduğundan bir daha dönmediğini ve şu anda kimsenin geminin nerede olduğunu bilmediğini anlattı.

***

Aşkın Zamanı
Javier Alfaro Calvo (İspanya, 1947)

İnsan aşık olunca zaman işlemez oluyor. Yarın iki saat boyunca sana bakıp durdum. Dün kendime iki yedek göz alacağım, sırf sana daha çok bakabilmek için.

El Cabo San Antonio

San Antonio Burnu, 1895, Joaquín Sorolla y Bastida

ambrose bierce

İki At
Ambrose Bierce

Bir vahşi at yolda bir evcil atla karşılaşır ve dayanamayıp nasıl da bir köle gibi yaşadığını yüzüne vurur. Ehlileşmiş hayvan karşı çıkar ve rüzgar kadar özgür olduğuna yemin eder.

—Eğer öyleyse —der diğeri— söyle o zaman, şu ağzındaki gem de neyin nesi?

—Bu mu? Demirdir bu. Bulabileceğin en iyi mineral takviyelerinden.

—Ya gemi tutan şu dizginler?

—Onlar gemin düşmesini engellemek için, bazen tembellik edip bırakıveriyorum çünkü.

—Ya sırtındaki eyer?

—Aptalsın sen! —der öteki sertçe— Çok yorulursam diye o. Yorgun hissedince atlıyorum eyerin üstüne, dörtnala koşuyorum yine.

marinha - tikashi fukushima

Bir Öykü: Wu Cheng’en

Şubat 24, 2015

Tchang-Kia-Kiai - Wu Guanzhong

Yazgı
Wu Cheng’en

İmparator bir gece yılan saatinde gördüğü rüyasında sarayından çıkar ve kapkaranlık bahçedeki çiçeğe durmuş ağaçların altında yürümeye başlar. Birden ayaklarına bir şey kapanır ve ondan kendisini korumasını ister. İmparator merak eder. Ayaklarına kapanan şey aslında bir ejderha olduğunu ve yıldızların kendisine imparatorun veziri Wei Cheng’in ertesi gün akşam olmadan evvel başını vücudundan ayıracağını haber verdiklerini söyler. Rüyasında, imparator ejderhayı koruyacağına ant içer.

İmparator uyanır uyanmaz ilk iş Wei Cheng’i sorar. Ona sarayda olmadığını söylerler, hemen bulunmasını emreder ve ejderhayı öldürmemesi için onu bütün gün meşgul edecek işler verir. Akşama doğru satranç oynamayı teklif eder. Oyun uzun sürer, vezir yorulmuştur, bir ara dalar.

Kısa süre sonra büyük bir gümbürtüyle sarsılır her yer. Hemen ardından iki komutan koşarak imparatorun huzuruna gelirler, ellerinde kanlar içinde bir ejderha başı vardır. İmparatorun önüne bırakarak haykırırlar:

― Gökten düştü!

Seslere uyanan Wei Cheng şaşkınlıkla önünde duran kanlar içindeki başa bakar ve mırıldanır:

― Ne tuhaf, ben de rüyamda tıpkı böyle bir ejderha öldürüyordum.

Huş Ağaçları - Wu Guanzhong

İki Kısa Öykü

Şubat 2, 2015

Para, Frantisek Kupka, 1899

Peri Hikayesi
Alejandro Jodorowsky (Şili, 1929)

Başında bir tacı olan bir kurbağa bir adamın önünü keser ve “Öpün beni lütfen” der. Adam düşünür: “Belli ki bu hayvana büyü yapılmış. Bir krallığın varisi olan güzel bir prensese dönüşebilir. Evleniriz ve zengin olurum.” Kurbağayı öper. Ve öper öpmez kendisini yapış yapış bir kurbağaya dönüşmüş bulur. Öptüğü kurbağa mutlulukla haykırıyordur: “Aşkım, çoktandır büyü yapılmıştı sana, ama sonunda seni kurtarmayı başardım!”

***

Korku
Nicasio Urbina (Nikaragua, 1958)

Kimse senden korkmamanı isteyemez. Korku ve yalnızlık tümüyle sana aittirler. Ne kıvıl kıvıl kalabalıklar ne de gündelik keşmekeşler çare olur bunlara; yalnızca hüznünü arttırmaya yarar onlar. Neşeli anlarının keyfini çıkar, müziğe boş verme, dağıt saçlarını, aç kollarını, bırak şiir bedeninin en ücra yerlerine kadar sızsın ve yaşasın oralarda ama kuşların seni aldatmasına izin verme yine de. Harpialar, en ufak detayı bile kaçırmadan takip edecektir adımlarını, hasret ve hüzün her zaman tetikte bekleyeceklerdir, bir boş anında gelip yeniden bulacaktır seni korku. Kimse senden korkmamanı isteyemez. Bırak korku yavaş yavaş işlesin içine, sana bir şey demek istiyor mutlaka.

Mask Still Life III Emil Nolde, 1911

Istvan Orkeny

1949, Istvan Örkeny ve diğer yazarlar Devlet Başkanı’nın odasında Edebiyat Dünyasının meselelerini konuşuyorlar. Foto: Kotnyek Antal

Kamuoyu Araştırması

Istvan Örkeny, Macaristan (1912-1979)

Macaristan Kamuoyu Araştırma Bürosu nihayet ilk anket çalışmasını gerçekleştirdi ve kısa süre önce sonuçları açıkladı. Araştırmanın konusu şuydu: İnsanlar ülkenin geçmişini, şimdisini ve geleceğini nasıl görüyorlar? Sonuçların güvenilir olması için, büro farklı statülerden, mevkilerden, mesleklerden ve inançlardan 2.975 vatandaşa birer anket gönderdi.

Sorular şöyleydi:

1. Şu anki rejim hakkındaki düşünceleriniz nedir?

a) olumlu
b) olumsuz
c) ne olumlu ne olumsuz ama azıcık gelişme fena olmazdı
d) ben Viyana’ya yerleşmek istiyorum

2. Kendinizi yabancılaşmış hissediyor musunuz?

a) tümüyle yabancılamış hissediyorum
b) neredeyse tümüyle yabancılaşmış hissediyorum
c) kendimi, tabiri cazise, baştan aşağı yabancılaşmış hissediyorum
d) ara sıra kapıcıyla konuşurum

3. Kültürel ilgileriniz nelerdir?

a) sinemalara, maçlara ve barlara giderim.
b) ara sıra pencereden bakarım
c) pencereden bile bakmam
d) Mao Tse Tung’un Küçük Kızıl Kitabı’nı beğenmedim

4. Felsefi eğiliminiz daha çok hangi yöndedir?

a) Marksizm
b) anti-Marksizm
c) bilim kurgu
d) alkolizm

Araştırma sonuçları Macar halkının şu noktalarda hemfikir olduğunu gösteriyor:

1. Şu son yirmi yıl boyunca Macaristan bir yeryüzü cennetiydi.
2. 9 numaralı hattın bir kere bile zamanında gelmeyen otobüslerini saymazsak Macaristan hala bir yeryüzü cenneti.
3. Eğer 9 numaralı hattın otobüsleri arttırılırsa Macaristan’ı daha da parlak bir gelecek bekliyor.

Fotoğraflar: Péter Máté

Şoför

Istvan Örkeny, Macaristan (1912-1979)

Nakliyecilik yapan József Pereszlényi CO 75-14 plakalı Wartburg marka otomobiliyle köşedeki gazete bayiinin önünde durdu.

― Bana bir “Budapeşte Haber” ver.

― Maalesef tükendi.

― O zaman dünkü gazeteden ver bir tane

― O da kalmadı. Ama isterseniz yarınki nüshadan bir tane var.

― Onda da gösterimdeki filmler yazar mı?

― O, her gün olur.

― İyi o zaman, yarınki gazeteden ver bir tane. ―dedi nakliyeci adam.

Dönüp arabasına bindi, direksiyon koltuğuna oturup gösterimdeki filmlere ve seanslarına baktı. Sonunda bir Çekoslavak filmi buldu: “Bir Sarışının Aşkları”, övgüyle bahsediliyordu bu filmden. Stácio Sokak’taki Mavi Mağara Sineması’nda gösteriliyordu, saat beş buçukta.

Tam da saatiydi. Ama az da olsa vakti vardı hâlâ. Ertesi günün gazetesinin sayfalarını karıştırdı biraz. József Pereszlényi isimli nakliyeci hakkındaki bir haber dikkatini çekti, CO 75-14 plakalı hususi otomobiliyle hız limitini aştığı için Stácio Sokak’taki Mavi Mağara Sineması yakınlarında direksiyon hakimiyetini kaybedip karşıdan gelmekte olan bir kamyona çarpıyordu. Dikkatsiz şoför olay yerinde hayatını kaybediyordu.

“Siz öyle sanın!” dedi kendi kendine Pereszlényi.

Saatine baktı. Neredeyse beş buçuktu. Gazeteyi katlayıp cebine koydu ve hemen yola çıktı, hız limitini aştığı için Stácio Sokak’ta Mavi Mağara Sineması yakınlarında direksiyon hakimiyetini kaybedip karşıdan gelmekte olan bir kamyona çarptı.

Olay yerinde hayatını kaybetti. Cebinde ölümünü haber veren ertesi günün gazetesi vardı.

lydia davis

Anne

Kız bir öykü yazdı. “Roman olsa daha iyiydi” dedi annesi. Kız bir maket ev yaptı. “Gerçek bir ev olmasını yeğlerdim” dedi annesi. Kız babası için küçük bir yastık doldurdu. “Yorgan olsa çok daha kullanışlı olmaz mıydı?” dedi annesi. Kız bahçeye küçük bir çukur açtı. “Daha büyük olsa daha çok işe yarardı” dedi annesi. Kız büyük bir çukur kazdı ve gidip içinde uyudu. “Ne iyi olurdu sonsuza kadar öyle uyusan” dedi annesi.

Dolaşmaya Çıkmak

Daha yolun başında bir öfke nöbeti, patika boyunca bir konuşmayı reddetme, eski demiryolu köprüsünde bir sessizlik, bir arkadaşça olma denemesi artık suyun içindeyken, yine de tartışmaya sonlandırmama inadı çakıl taşlarının üzerinde, bir öfke çığlığı nehir yatağından tırmanışta, çalıların arasından yükselen hıçkırıklar.

Aşağıdan, Bir Komşu Gibi

Eğer ben ben olmasaydım, ve alt kattaki bir komşu kadın gibi, adamla tartışırken duysaydım kendimi, kendi kendime ne kadar mutlu olduğumu söylerdim o kadının yerinde olmadığım için, onun çıkardığı sesleri çıkarmak zorunda kalmadığım için, o sesin, o düşüncelerin sahibi olmadığım için. Ama kendimi bir komşu gibi alt kattan duyamam, çıkarmamam gereken sesin nasıl bir şey olduğunu fark edemem ve yine eğer onu alt kattan duyabilsem yapabileceğim gibi onun yerinde olmadığım için mutlu olamam. O halde, ben o kadın olduğuma göre nihayetinde, burada yukarıda, onu bir komşu gibi dinleyemeyeceğim yerde, aşağıda olsam yapabileceğim gibi o olmadığım için ne kadar mutlu olduğumu söyleyemeyeceğim yerde olduğum için hiç üzemem kendimi.

Kuzey Amerikalı öykücü, romancı, denemeci, çevirmen Lydia Davis‘ten üç kısa öykü okudunuz. Öykülerin İngilizce ve İspanyolcalarını Davis’in başka öyküleriyle beraber şuradan okuyabilirsiniz

lydiadavis

çehov

Hile – Anton Çehov

Eskiden, İngiltere’de ölüm cezasına mahkûm edilen suçluların, kendilerini anatomicilere ve fizyologlara kadavra olarak satma hakları varmış. Bu şekilde elde edilen parayı kimi içkiye yatırır kimi de ailesine bırakırmış. Bu mahkûmlardan korkunç bir cinayetten ceza alan biri, bir tıp doktoruna haber göndermiş ve uzun ve bıktırıcı bir pazarlığın ardından, kendisini iki Gineye satmış. Ama doktordan parayı alır almaz, birden kahkahalarla gülmeye başlamış.

– Niye gülüyorsunuz?, -diye somuş doktor şaşkınlıkla.

– Siz beni asılacak bir adam olarak satın aldınız -demiş suçlu gülerek- ama ben sizi kandırdım! Beni yakarak öldürecekler! Ha, ha, ha!

Katil Sayfa – Julio Cortázar

İskoçya’nın bir yerinde, içinden rastgele bir sayfası boş olan kitaplar satılıyor. Eğer bir okur, saat öğleden sonra üçü vurduğunda bu sayfaya gelirse, ölüyor.

Yola Düşmek – Franz Kafka

Derhal ahırdan atımı getirmelerini emrettim. Uşak emirlerimi anlamadı. Bu yüzden ahıra ben kendim gittim, eyeri atın üzerine attım ve bağladım. Uzaktan bir trompet sesi duyuluyordu, uşağa bu sesin ne manaya geldiğini sordum. Uşak hiçbir şey bilmiyordu, zaten hiçbir şey de duymuyordu. Tam bahçe kapısında yolumu kesti ve:

– Nereye gidiyorsunuz patron?, diye sordu.

– Bilmiyorum, -dedim- yalnızca buradan dışarı çıkmak istiyorum, yalnızca buradan dışarıya. Yeter ki, buradan dışarı olsun, amacıma ulaşmamın tek yolu bu.

– Yani amacınızın ne olduğunu biliyor musunuz?, diye sordu.

– Evet, -diye yanıtladım- az önce söyledim ya. Buradan dışarı çıkmak, amacım bu.

****

(Ben öyküleri İspanyolcadan çevirdim. İspanyolca versiyonlarını görmek için başlıkları tıklamanız yeterli.)

Franz Kafka

Konferans, Juan José Saer

Konuşmacı gayet atak girdi içeri. Brüksel Kraliyet Akademisi’nin salonlarından birindeydik ve eğer zihnim beni yanıltmıyorsa, bir çıkarımın doğruluğunu kontrol etme yöntemleri üzerine konuşacaktı: Konuşmacı (x sayıdaki kişi için) istatiksel doğrulamayı a priori  bir kenara itiyordu, sonuçlar üzerine kişisel kanaati ve dürüstlüğü de. Ama belki de tam tersi bir yerden yaklaşıyordu meseleye. Yerine oturdu, masasının üzerine bir dosyadan çıkarttığı kâğıtları yaydı ve tezlerini açıklamaya girişmeden önce, bir kaç saniye cam sürahiye baktı dalgın, kendi kendineymiş gibi şöyle bir gülümsedi ve başladı:

Bu tür konuşmalar yapmadan önce genelde bir miktar uyurum, sakinleşmek için, çünkü insanların karşısında konuşma mecburiyeti beni her zaman germiştir. Bu huyum yüzünden, yaklaşık bir saat önce bir rüya gördüm. Üç farklı kişi gergedanların fotoğrafını çekiyordu. Art arda beliren üç farklı figürdüler ama fotoğraf çekmek için izledikleri yol aynıydı: Bellerine kadar nehrin içinde ilerliyorlar ve böylece suyun içinden, bir kaç metre uzaklarındaki gergedanların fotoğrafını çekiyorlardı. Gergedandı nehirdekiler, hipopotam değil. Fotoğrafçıların sonuncusu benim şair bir arkadaşımdı (kişisel olarak tanımam kendisini). Rüyamda arkadaşımdı. Bu şair, dünya çapında tanınan bir isimdi, bana gergedanların fotoğrafını çekmek için izledikleri temel adımları detaylarıyla anlatıyordu. Ve ardından kadim dostluğumuzun aziz hatırasına, az önce çektiği fotoğrafı bana hediye ediyordu.

Konuşmacı bir süre sessiz kaldı, ve sonra, dosyalarının arasından renkli dikdörtgen bir kâğıt çıkardı. Ardından, sözü tekrar girişte bahsettiği tezlerine getirmeden önce, hikâyesini tamamladı:

Belki de size az önce anlattığım rüyanın baştan sona uydurma olduğunu düşünüyorsunuz. O halde, saygıdeğer dinleyiciler, çok yanılıyorsunuz. Elimde kanıtım var, dedi ve kolunu kaldırıp izleyicilere elindeki renkli fotoğrafı gösterdi: Bir Afrika nehrinde bir gergedan fotoğrafı, hâlâ ıslaktı, elbette sudan uzaklaşalı çok olmadığı içindi ya da yeni banyo edildiği için.

%d blogcu bunu beğendi: