mandelstam nkvd-1938

Osip Mandelstam, NKVD tarafından çekilen son fotoğrafı, 1938.

Yalnızca Çocuk Kitapları Okumak

Osip Mandelstam (1891-1938)

Yalnızca çocuk kitapları okumak,
Yalnızca çocuksu düşüncelere kapılmak,
Yetişkinlere özgü ne varsa uzaklaşmak,
Sonra tüm acılarından yeniden doğmak.

Ölesiye yoruldum ben bu hayattan,
Hiçbir nimeti kabulüm değil gayrı,
Ama hâlâ seviyorum şu dünyayı,
Başka bir dünyam yok, belki ondan.

Şimdi uzak bir bahçede kendi kendime
Basit, ahşap bir salıncakta sallandığımı,
O yüksek kayınları, o orman karanlığını
Puslu hatıralar içinden seçiyorum yine.

*Osip Mandelstamın 1908 tarihli (henüz 17 yaşındayken yazdığı) bu başlıksız şiirini ben İngilizce ve İspanyolca çevirilerini okuyarak ve Rusça orijinaline bakarak çevirdim. Rusça ve İngilizce versiyonlarına şu sayfadan bakabilirsiniz. Başlığa tıklayarak İspanyolca versiyonunu da görebilirsiniz.

Mikhail Germashev

Ormanda Dere Kıyısında Karlar, 1900’ler. Mikhail Germashev (1867-1930)

Reklamlar

cehov

İnsan inandığı şeydir.

***

Çok kar yağdı ama akan kanın kızıla boyadığı yer kapanmadı.

***

Yalnızlıktan korkuyorsan, evlenme.

***

Mezarımda nasıl yalnız yatacaksam; hayatta da gerçekten öyle yalnız yaşıyorum.

***

Bir aşçı, ağzında sigara, yalan söylüyor: “Ben de üniversiteye gittim… Dünyanın neden yuvarlak olduğunu bilirim.”

***

Daha önce hiçbir adamla böyle rahat ve özgür hissetmemişti.

***

Ah keşke insanların yaşadıkça gençleşip güzelleştikleri bir hayat olsaydı.

***

Seksenlerinde bir ihtiyar, altmışında bir ihtiyara söylüyor: “Utanmalısın, genç adam.”

***

Tanrım, bilmediğim ya da anlamadığım konularda konuşmama ya da insanları yargılamama izin verme.

***

Alıntıları yaptığım “Çehov’un Not Defteri”nin İngilizce versiyonuna Gutenberg Project üzerinden ulaşabilirsiniz.

Çehov’un Not Defterinden

Eylül 17, 2014

chekhov

Iv. (Çehov’un kardeşi İvan) aşk üzerine felsefe yapabiliyordu ama aşık olamıyordu.

***

Neden Hamlet öldükten sonra geri dönen hayaletlerle bu kadar uğraşıyor ki, hayatın kendisi onlardan kat kat korkunç bunca hayaletle doluyken?

***

İyi bir insan utanç duyabilmeli, bir köpeğin karşısında bile…

***

Ve tıpkı gerçekte olduğu gibi; gerçek sandığım şeyin düş, düş sandığım şeyin gerçek olduğunu düşledim.

***

Bir adam ve bir kadın, birbirleriyle ne yapacaklarını bilemedikleri için evlenirler.

***

Bıyıksız bir adam, bıyıklı bir kadın gibidir.

***

İnsan kötüye direnemiyor ama iyiye direnebiliyor.

***

Ölüm korkunç bir şey ama sonsuza dek yaşayabileceğini ve asla ölmeyeceğini hissetmek daha da korkunç.

***

Alıntıları yaptığım “Note-Book of Anton Chekhov”un İngilizce versiyonuna Gutenberg Project üzerinden ulaşabilirsiniz.

Çehov: Martı

Ocak 31, 2014

“(…)

TREPLEV: Nina, nefret ettim sizden, lanetler yağdırdım; mektuplarınızı fotoğraflarınızı yırtıp attım. Ama her an, bütün benliğimin, size sonsuzca bağlı olduğunu biliyordum. Sizi sevmemek elimde değil Nina. Sizi yitirdiğim, yazdıklarımın yayınlanmaya başlandığı zamandan beri, hayat dayanılmaz bir şey oldu benim için… Sanki ansızın koparıldım gençliğimden ve bazen bu dünyada doksan yıldır yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Size sesleniyor, ayaklarınızın bastığı toprakları öpüyor; nereye baksam yüzünüzü, hayatımın en güzel yıllarında bana ışıldayan o gülümsemenizi görüyorum…

NİNA (Şaşırmış): Neden söylüyor bunları bana, neden?..

TREPLEV: Yapayalnızım, beni ısıtacak hiçbir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarım da soğuk, yavan, bulanık… Nina, yalvarırım burda kalın, ya da bırakın sizinle geleyim…

(…)”

Büyük Oyunlar, (İvanov, Orman Cini, Vanya Dayı, Martı, Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi), Anton Çehov, Çeviren: Ataol Behramoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, V. Baskı, Ocak 2012, İstanbul. Sf. 305.

İlk Buluşmalar (1962)

Birlikte olduğumuz her an
bir şölendi, newroz şenlikleri gibi,
koca dünyada bitek ikimize. Sen
pervasız ve hafiftin kuş kanadından bile,
bir rüzgar gibi inerdin merdivenlerden
ikişer ikişer aşıp basamakları, bir çırpıda
nemli leylakların arasından kendi
topraklarına alırdın beni, aynanın öte yanına.

Gece olunca haz bahşedilirdi bize
açılırdı kutsal kapıları tapınağın
karanlıkta ışıldar, ağır ağır
aramıza uzanırdı çıplaklığımız.
Uyanınca varlığına şükrederdim, yine de bilirdim
minnettarlığımın karşılıksız kalacağını. Sen
uyurdun ve o göksel mavilikleriyle
okşayabilmek için kirpiklerini, masadan üzerine eğilirdi leylaklar,
o mavilikle okşanan kirpiklerin
dingin olurlardı ve ellerin hep sıcaktılar.

Nehirler çağıldardı elindeki kadehin içinde,
dağların başı dumanlanırdı,
yakamoza boğulurdu denizler,
sonra sen elinde o camdan atmosfer,
tahtında uyuyakalırdın
ve Aman Allahım!, sen yanımdaydın.
Uyanırdın ve biçim alırdın,
insanların her gün söylediği sözcüklerin,
ağızlardan taşan şen şakrak
sözlerin biçimini alırdın; ve sen kelimesi
yeni anlamına bürünürdü: artık “çar”ımdın.
Seninle tüm alem başka bir şeye dönüşürdü,
sıradan şeyler bile biçim alırdı bir anda,
her şey; testimiz, kadehler -nöbetçi
gibi dururken aramızda ve bir biçim alırdı
o durgun sıvı, katman katman lakin çetince.

Sürüklenirdik, nereye olduğunu bile bilmeden,
ve seraplar misali;
masalsı şehirler açılırdı önümüze
ayaklarımızın altına serilirdi kuzu kulakları,
kuşlar aynı rotayı izlerdi bizimle
akıntıya karşı yüzerdi balıklar nehirde
ve gökyüzü gözlerimizin önüne sererdi her şeyini.

Bunlar olurken, kader hiç bırakmazdı peşimizi,
elinde usturasını bileyen o manyak hep izlerdi bizi.

***

Ben Arseni Aleksandroviç Tarkovski‘nin (1907-1989) bu çok sevdiğim şiiirini İngilizce ve İspanyolcasından karşılaştırarak çevirmeye çalıştım. Aşağıya da yalnızca şiiri dinlemek isteyenler için, oğlu Andrey Arsenyeviç Tarkovski‘nin (1932-1986) Ayna filminden bu şiirin okunduğu sahneyi hiç alt yazısız haliyle ekledim. Selamla…

Anton Çehov: Martı

Mayıs 25, 2013

Martı, Anton Cehov

“(…)

TRİGORİN: Hangi başarıdan söz ediyorsunuz? Kendimi hiçbir zaman sevmedim. Bir yazar olarak hoşlanmam kendimden. Daha da kötüsü, kafam puslu gibi hep, çoğu kez ne yazdığımın bile farkında değilim… Bakın şu gölü, ağaçları, gökyüzünü, doğayı seviyorum, hissediyorum, içimde bir tutku karşı konulmaz bir yazma isteği uyandırıyorlar. Fakat sadece bir doğa betimcisi değilim ki ben, ülkemin yurttaşıyım aynı zamanda. Yurdumu ve onun insanlarını seviyorum. Yazdıklarımda halktan, onun çektiği acılardan, geleceğinden, bilimden, insan haklarından ve daha bunlar gibi birçok şeyden söz etmekle yükümlü olduğumu hissediyorum. Ve işte böylece çalakalem her şeyden söz ediyorum, dört bir yandan sıkıştırıyorlar beni, kızıp öfkeleniyorlar ve ben köpeklerin kovaladığı küçük bir tilki gibi oradan oraya atıyorum kendimi… Hayat ve bilim ileriye doğru gitmekteyken, hep geri, geri kaldığımı hissediyorum, tıpkı istasyona geldiğinde az önce kalkmış olan trene yetişmesinin olanaksız olduğunu gören bir köylü gibi… Ve eninde sonunda, bir doğa betimcisinden başka bir şey olmadığımı, geri kalan konularda iliklerime kadar sahte olduğumu hissediyorum…

NİNA: Çalışmaktan öyle bitkin düşmüşsünüz ki, kendi değerinizi kavramaya ne zamanınız ne de isteğiniz var. Kendinizden hoşnut olmayabilirsiniz, fakat başkaları için büyük ve güzelsiniz! Sizin gibi bir yazar olsam tüm yaşamımı sıradan insanlara adar, fakat aynı zamanda da mutluluklarının ancak benim düzeyime yükselmekte olduğunu bilirdim ve beni zafer arabasına taşırlardı…

TRİGORİN: Zafer arabası ha? Yoksa Agamemnon muyum ben, neyim?

(Birlikte gülerler.)

NİNA: Böyle bir mutluluk için, bir yazar ya da aktris olmanın mutluluğu uğruna, ailemin sevgisizliğine dayanır, yoksulluğa, düş kırıklıklarına göğüs gerer, tavan arasında oturur, yavan ekmekle yetinirdim. Kendi kendine yetmezliğin acılarını da memnuniyetle yaşar, ama buna karşılık ün isterdim, gerçek göz alıcı bir ün… (Elleriyle yüzünü kapar.) Başım dönüyor… Of…

ARKADİA’NIN SESİ (Evden): Boris Alekseyeviç!

TRİGORİN: Beni çağırıyorlar… Eşyalar toplanıyor olmalı. Canım hiç gitmek istemiyor… (Göle bakarak) Şu güzelliğe bakın, cennet gibi!.. Ne harika bir güzellik!..

NİNA: Karşı kıyıdaki bahçeyle evi görüyor musunuz?

TRİGORİN: Evet.

NİNA: Rahmetli annemin çiftliğidir. Orda doğdum. Tüm yaşamım bu gölün çevresinde geçti, her bir adasını bilirim onun.

TRİGORİN: Çok güzel bir yer gerçekten! (Martıyı görerek) Bu nedir?

NİNA: Bir martı. Konstantin Gavriliç vurmuş.

TRİGORİN: Güzel bir kuş. Doğrusu, hiç gitmek istemiyor canım. İrina Nikolayevna’yı razı edin de kalsın. (Defterine bir şeyler yazar.)

NİNA: Ne yazıyorsunuz?

TRİGORİN: Not alıyorum… Bir konu geldi de aklıma… (Defteri cebine koyar.) Küçük bir hikâye konusu. Çocukluğundan beri göl kıyısında yaşayan bir genç kız var, sizin gibi biri; tıpkı bir martı gibi seviyor bu gölü ve bir martı gibi de mutlu ve özgür. Günün birinde bir adam geliyor oraya, kızı görüyor ve yapacak bir işi olmadığından da yazık ediyor kıza, tıpkı bu martı gibi…

(…)”

(Büyük Oyunlar, (İvanov, Orman Cini, Vanya Dayı, Martı, Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi), Anton Çehov, Çeviren: Ataol Behramoğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, V. Baskı, Ocak 2012, İstanbul. Sf. 274-276.) Boldlar bana ait.

Polish Poster

İvanov, Anton Çehov

Temmuz 14, 2011

TÜKENMEK Üzerine

“(…)
İVANOV (yalnız) : (…) Tanrım, nasıl hor görüyorum kendimi! Nasıl derin bir tiksinti duyuyorum kendi sesimden, kendi adımlarımdan, kendi ellerimden, giysilerimden, düşüncelerimden. Fakat ne kadar gülünç, ne kadar onur kırıcı! Daha bir yıl öncesine kadar sağlıklı, güçlü, dinç, çalışkan ve ateşli bir adamdım; İşte bu ellerimle çalışıyordum. Konuşmalarım en bilgisiz kişileri bile etkileyebiliyordu. Acı karşısında ağlayabiliyor, kötülüğe karşı öfkeyle başkaldırabiliyordum. Esinlenmek nedir biliyordum. Çalışma masasının arkasında iki şafak boyunca, ruhu şiirlerle eğlendirerek oturulan sessiz gecelerin çekiciliğini ve güzelliğini biliyordum. İnançlarım vardı. Öz anamın gözlerine bakar gibi bakabiliyordum gelecek günlere… Ama şimdi, oh, Tanrım! Yoruldum, inançlarım yok oldu. Günlerimi, gecelerimi aylak aylak geçiriyorum. Beynim, ayaklarım, ellerim, kendi başlarına çalışır oldular. Evim barkım yıkılıyor, ormanın balta vuruşları altında çatırdıyor. (Ağlar.) Toprağım öksüz çocuklar gibi bakıyor yüzüme. Beklediğim, üzüldüğüm hiçbir şey yok, ruhum gelecek karşısında dehşetle titriyor… (…)”

İvanov III. Perde, Sahne IX. Boldlar bana ait.

Anton Çehov, Bütün Oyunları I, Çeviren: Ataol Behramoğlu, İstanbul, Adam Yayınları, 4. Basım, Mart 2000, sf.66.

——————-

Ve AŞK Üzerine

“(…)
SAŞA: Erkeklerin anlayamayacağı pek çok şey var. Zavallı bir başarısız, başarılı bir adamdan daha kolay girebilir bir genç kızın yüreğine. Çünkü her genç kızın yüreğinde gerçek bir aşk duygusu yatar.  Anlıyor musun; gerçek bir aşk! Erkeklerin başlıca sorunu işleridir, aşk üçüncü derecede bir şeydir onlar için. Kadınla konuşmak, onunla bahçede dolaşmak, hoşça bir zaman geçirmek ve onun mezarında ağlamak… İşte bir erkeğin aşktan anladığı. Oysa aşk, biz kadınlar için, hayatın kendisidir. Bir kadın “seni seviyorum” diyorsa, bu, “senin tasalarını gidermek istiyorum, seninle dünyanın öbür ucuna nasıl gidebileceğimizi tasarlıyorum, eğer sen cehenneme gideceksen ben de seninle cehenneme geleceğim” demektir. Sözgelimi, bütün bir gece senin notlarını temize çekmek, ya da kimse uyandırmasın diye sabaha kadar sana gözcülük etmek, seninle yüzlerce kilometre yürümek büyük mutluluk olurdu benim için. Üç yıl önce harman zamanıydı; güneşten yanmış, yorgun ve toz içinde bize geldiğini, içecek bir şey istediğini anımsıyorum. Getirdiğim şeyi içmiş, sonra da vurulmuş gibi uyuyup kalmıştın divanda. Yarım gün uyudun orada, ve ben bütün bu süre boyunca sana gözcülük ettim. Ne kadar hoşlanmıştım bundan! Aşk kendisi için harcanan emek oranınca güzeldir, yani, anlıyor musun, o kadar güçlü duyulur…
(…)”

İvanov III. Perde, Sahne XI. Boldlar bana ait.

Anton Çehov, Bütün Oyunları I, Çeviren: Ataol Behramoğlu, İstanbul, Adam Yayınları, 4. Basım, Mart 2000, sf.71-72.

%d blogcu bunu beğendi: