saroyan

Desen: William Saroyan

I

Agustín Tavitian (1939-1990)

Bir yeri olmak ya da olmamak, işte bütün mesele,
Ruhunu saklayacak bir yer. Bir coğrafya,
nasıl olursa olsun, düşleri beslesin, içinde
hayallerle ve çılgınlıklarla ilerlensin yeter.
Bir yer. Soğuğu iliklerine kadar işlese,
korkudan ve üzüntüden iki büklüm olsan bile.
Yoksul bir yer belki ya da yıkıntılı
Uzakta, terk edilmiş, her şeyden ayrı.
Seni barındıran, seni koruyan bir yer.
Yaşadığın, düşündüğün, sevdiğin bir yer.
Olma özgürlüğünü yarattığın o yer.

La Palabra Invicta, Agustín Tavitian, Ediciones Akian, Buenos Aires, 1988. Sf.86. (Şiirin İspanyolca orijinalı ve Fransızca bir çevrisi için başlığa tıklayabilirsiniz.)

Reklamlar

“(…)

Henry Parker:

Şimdi, bakalım, dedi. Her biriniz söyleyin, niçin hangi sebepten ötürü sinemaya gitmemeliyiz!

Hepimiz topu topu yedi kişiydik.

Pat Carrico:

Çünkü, dedi. Filmlerde hep danseden soyunuk kadınlar olur, ondan.

Evet, dedi Henry Parker. Güzel bir sebep doğrusu.

Tommy Cesar:

Bize hırsızların iyi insanları öldürdüklerini gösterir, dedi.

Çok güzel, dedi öğretmenimiz.

Öyle ama, dedi Ernest West. Hırsızları da her bir vakit polisler çekip vururlar, öyle değil mi? Hırsızların sonu hep polislerin elinden olur. Bu, doğru bir sebep değil.

Tommy Cesar diretti.

Bize hırsızlığı öğretir ya, hırsızlığa kışkırtırlar bizi ya…

Bence de senin dediğin doğru, dedi Henry Parker. Evet, bize kötü örnek olurlar hepsi de.

(…)

Sonra Jacob Hyland’a geldi sıra. Jacob dünyanın en sersem sepet oğlanıydı. Ne aklı vardı, ne fikri. Ne sorulsa karşılığını bulup veremezdi.

Sen söyle bakayım, dedi Bay Parker. Sence asıl sebep nedir biliyor musun?

Ben ne’bleyim, dedi Jacob.

Canım bir şey bul, söyle işte, dedi Bay Parker. Niçin gitmeyiz sinemaya, onu söyler

(…)

Valla’a bilmiyorum, dedi. Zaten ben çok sinemaya gitmem ki.

Daha önceleri gittindi ya değil mi?

Evet efendim, gittimdi. Ama çarçabuk unuttum hepsini. Hiç hatırlamıyorum.

Tabiî, dedi öğretmenimiz. Ama gittiklerinin arasından bir kötü örnek seçip bunu bir sebep olarak bize gösterebilirsin. Gösterir, dersin ki, şundan ötürü biz sinemaya gitmeyiz.

Öğretmenimiz böyle der demez Jacob’un gözleri parladı, yüzüne bir gülümseme yayıldı.

Anladım, dedi.

Söyle o halde…

Bize düşmanlarımızın suratına kremalı pastalar atmayı, bir de bayanlara tekme vurup kaçmayı öğretir.

Bu mu bütün aklında kalan?

Evet efendim, dedi Jacob.

Ernest West:

Bu bir sebep değil, dedi. Kremalı pasta atmanın ne kötülüğü var  yani?

Hepsi suratına yapışsın da gör, dedi Jacob, sırıtmadı, ciddiydi. Hatırlasana, herifin suratı ne hale geliyordu.

Bay Parker:

Tabiî, dedi. Durup dururken bayanlara tekme atıp kaçmak da ayıp bir şey. Tamam, güzel Bay Hyland. En akla uygun sebebi bulduğuna inanıyorum ben, iyi düşünüp buldun bunu, aferin.

Ardından Nelson Holgum’a döndü.

Bir kere çok pahalı, dedi Nelson. Bilet parası çok.

Hiç bile değil, dedim. Bijou’da sudan ucuz. Üstelik bu bir sebep olamaz.

Ama o paraya koca bir ekmek alabilir insan, dedi Nelson. Bir bilet parası bugünlerde iyi para.

Bay Parker:

Doğru, dedi. İyi bir sebep buldun sen de. Paramızı sinema yerine daha akıllıca alışverişlerde kullanabiliriz pekâlâ. Söz gelişi, sizin gibi delikanlılar, harçlıklarını sinemaya yatıracaklarına din işlerimize bağışlarlarsa daha akıllıca davranmış olurlar. Çünkü dinimizin yayılması yolunda sizin sinemaya gitmek için sokağa attığınız bu paralara şiddetle ihtiyacımız var.

Böyle dedi, sonra başıyla Ernest West’e işaret etti.

Sinema, sahip olduğumuz şeylerden hoşnut kalmamızı öğretir bize, dedi Ernest West. Filmlerde otomobillerine binip dolaşan, koca koca evlerde yaşayan insanları seyrederiz, bu da bize memnunluk verir.

Bu, olsa olsa kıskançlıktır, dedi Bay Parker.

Ernest West:

Bütün bu şeylere biz de sahip olmak isteriz, dedi. Ama biliriz ki, bunları edinmek mümkün değildir. Çok, çok para ister çünkü. O zaman da üzüm üzüm üzülürüz.

Hah, şimdi oldu işte, dedi Bay Parker. Bu harika bir sebep.

Luke’a döndü. Ondan sonra sıra benimdi.

Bir kere müzik berbat, dedi Luke.

Liberty’de değil, dedi Tommy Cesar. Kinema’daki bile iyi. Bu bir sebep olamaz.

Ama Bijou’da felâket. Bir tek parça biliyorlar, otomatik-piyano habire onu çalıp duruyor. «Rüzgarların Düğünü»nü berbat ettiler bu yüzden.

Tommy Cesar yine karıştı:

Doğru değil bu da, dedi. Bazen başka parçalarda çalıyorlar ya. Şimdi adını hatırlamıyorum ama en az altı yedi parça var, çalıyorlar.

Hepsi birbirinin eşi, dedi Luke. Adamın kafası kazan gibi şişiyor.

Öğretmenimiz:

Sinema yerine başka yerlere gitmeliyiz, dedi. Adamın kafasını şişirdiği doğrudur. Üstelik sağlığımıza da zarar verir. Oysa bize en başta sağlığımız gerek. Sağlıksız insan bir işe yaramaz.

Sinemaya gitmemeliyiz, çünkü sinemadan çıkınca kendi kasabamızı sevmez bir duruma geliyoruz, dedim. Her şey kötünün kötüsü görünüyor gözümüze, insan çekeyim gideyim buradan, diyor.

(…)”

Altın Çağ, William Saroyan, Türkçesi: Tarık Dursun K., Cem Yayınevi, 20. Yüzyıl Klasikleri Dizisi-12, İstanbul , 1967,  Sf. 26-30. Kitaptaki Pazar Zeplini isimli hikayeden alıntıdır.

%d blogcu bunu beğendi: